Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  Ölüm ve Sonrası
 

ÖLÜM VE SONRASI:
       Doğduğunda sevinçlerle karşılanan insanoğlu, "Her nefis ölümü tadacaktır."ayeti sırrınca vefatıyla beraber de üzüntülerle uğurlanır. Kişi yaşlıysa ve yatakta uzun süre yatarsa, hasta ziyareti adı altında yapılan ziyaretlerde, uygun bir zaman kollanarak "helallik" istenir. Yaşlı hasta bazı belirtilerden dolayı "öleceğini" hissederse ziyarete gelenlerden "helallik" isteyebilir. Hayatının bir döneminde haksızlık yaptığı, kalbini kırdığı veya küs olduğu kişileri de yakınları vasıtasıyla çağırtarak özrünü belirtip "helallik" ister. Ziyaretçi "benden yanı helal olsun ama daha ne ölmesi iyileşeceksin" gibi moral verici sözlerle teselli ederler. Kasabamızda "helallik istemek veya dilemek" büyükten, küçüğe herkesin uygulamaya çalıştığı bir adettir.
       Bir hastanın yanına gelenleri tanımaz hale gelmesi, yüzünün sararması, soğuk soğuk terlemesi, gözlerinin tavana dikilmesi, ayaklarının şişmesi, vücudunda kırmızı beneklerin oluşması, sayıklaması, ayağının soğuması, dilinin tutulması ölüm anının yaklaştığının belirtileridir. Can çekişme acısını hafifletmek için ağzına zemzem suyu damlatılır. Kişi can verene kadar başında Kur’an (daha çok da Yasin Suresi) okunur. Kişinin gerçek âleme göçtüğü kesinlik kazandıktan sonra başında bulunanlar tarafından komşuları ve akrabaları haberdar edilir. Çok yakınları gurbette ise vefat ettiği söylenmez; rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığı söylenir. Cenaze bekletilir. Çenesi çekilir. Gözleri açıksa kapatılır. Sağ eli sol elinin üstüne getirilir. Ölen kişi kadınsa elleri göğüs hizasında, erkek ise göbek hizasında birleştirilerek, sağ el üstte olmak üzere bağlanır. Bunda amaç namaz pozisyonu aldırmaktır. Ayakları birleştirilir, bağlanır. Eğer ölü bekletilecekse soğuk bir yere konur.Yeni camiye ait morga konulabilir.Ölünün şişmesini önlemek için de üzerine bıçak bırakılır..
İlk Olarak Camii, minaresinden sala verilir. Salanın sonunda ismiyle ve halkın tanıyacağı lakapla anons edilir. Eğer “dışardan” çok yakını cenazeye gelecekse bekletilir.
         İkinci anonsta belediye hapörlerinden yapılır. Etraflıca vefat eden tanıtılıp ne zaman defnedileceği bildirilir. Vefat eden kişinin evi akrabaları ve komşuları tarafından -ilk duyulduğu andan itibaren- doldurulmaya başlanır. Akraba veya komşu gençleri,mezar kazmak için yer bilgilerini alıp mezarlığa giderler. Belediye, kepçesiyle mezarın kabası kazılır. Bel hizasına kadar kazıldıktan sonra mezar kazmak için gelenler devreye girerler.Erkek mezarları yaklaşık 1,5m,kadınlarınki biraz daha derin kazılır. Kabrin içinde kıble tarafı oyulur.Oyulan kısma “lahit denir.
       O esnada belediyeye ait "ölü yıkama aracı" cenaze evine gelir.Araç yokken ölü yıkama işi evin avlusunda dört tarafı kilimlerle kapatılmış bir köşede, teneşirin üzerinde yapılırdı. Yine önceden su büyük kazanlarda kaynatılırdı. Yıkanacak suya el  değdirilmez. Erkek cenazenin yıkanmasını camii hocası yaparken, vefat eden kadın ise işi bilen kadınla beraber yakınlarından(kızı, kardeşi, gelini vb.) bir kaç kişi yıkar. “Yıkama işini yapmak için cenaze önce, teneşir denilen tahta bir sedir üzerine, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Teneşirin çevresi güzel kokulu bir şeyle üç, beş veya yedi defa tütsülenir. Göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri bir örtü ile örtülür ve elbiseleri tamamen çıkarılır.
Cenaze yıkayan erkek veya kadın, farz olan yıkama görevini yerine getirmeye niyet etmeli ve besmele ile başlamalıdır. Yıkama bitinceye kadar da “Gufrâneke yâ rahmân” (Artık senin af ve mağfiretinle baş başa, sen onu bağışla ey rahmân olan Allah) demelidir.
        Yıkayıcı eline bir bez alarak örtünün altından ölünün avret yerlerini temizler. Sonra abdest aldırmaya başlayarak, önce yüzünü yıkar. Ağız ve burna su verilmez. Sadece dudaklarının içini ve dışlarını, burun deliklerini, göbek çukurunu parmakla veya parmağına sardığı bezle mümkün mertebe siler. Ondan sonra ellerini, kollarını yıkar. Sahih olan görüşe göre başını da meshedip, ayaklarını geciktirmeksizin hemen yıkar. Böylece ölüye abdest verilmiş olur. Namazın ne olduğunu anlamayacak yaşta ölen çocuğa abdest verilmesine gerek yoktur. Cenazenin abdest işi tamamlanınca üzerine ılık su dökülür. Kokulu sabunla yıkanır. Sonra sol tarafına çevrilerek, sağ tarafı bir defa yıkanır. Böylece sağ
ve sol tarafları üçer defa yıkanır. Bundan sonra cenaze hafifçe kaldırılır. Bu kaldırışta cenaze, yıkayan kişinin göğsüne veya eline veya dizine dayandırılır. Sonra karnı hafifçe ovulur. Bir şey çıkarsa su ile yıkanıp giderilir. Yeniden abdest verilmesine ve baştan yıkanmasına gerek yoktur. Şişip dağılmak üzere olan ölünün üzerine sadece su dökmekle yetinilir; abdest verdirmeye ve üç defa yıkamaya gerek yoktur. Ölünün saçı sakalı taranmaz; saçları ve tırnakları kesilmez. Cenaze yıkanırken pamuk kullanılmaz. Yıkandıktan sonra havlu ve benzeri bir şey ile kurulanır. Ondan sonra kefen gömleği giydirilir ve geri kalan kefenleri yayılır.(diyanet.gov.tr) Ölenin yakınları ölüyü son defa görebilirler. Kefenlenir, kefenlik bezin rengi beyazdır. Beyaz renk imanın belirtisi olarak kabul edilir. Erkek kefeni, üç parça olarak; omuzdan ayağa kadar örtülen bez (gömlek), baştan ayağa kadar örtülen bez(izâr) ve yine baştan ayağa kadar örtülen bez (lifâfe) den ibarettir. 

       Kadın kefeni ise beş parça bezden yapılır. Bunlar, başa örtülen bez (himâr), göğse konulan bez (dîr),göğüsten göbeğe ya da diz kapağına kadar örtülen geniş bez (hırka), izâr ve lifâfeden
oluşur. Yıkanıp kefenlenen meyyid, sala(tabut)konulup, cenaze aracıyla mezarlığa götürülür.
        Mezarlığın dışındaki musalla taşına konularak cenaze namazı kılınıp helallik istenir.
      Yakınlarından başlayarak salın dört koluna girilir; mezarın başına kadar omuz üstünde değiştirilerek taşınır. Cenazenin ağır olması günahının çok olduğuna yorulur. Hocanın kontrolünde cenaze yakınları tarafından mezara indirilir. Mezarın başına gelindiğinde tabut açılarak ipler yardımıyla, hocanın kontrolünde yakınları tarafından mezara indirilir.”Ölü, yüzü kıble tarafına gelecek şekilde sağ tarafı üzere buraya konur. Lahitin önüne önceden hazırlanmış kerpiç,çatı tuğlası konularak aralık bırakılmamaya çalışılır.Böylece atılan toprak ölünün üstüne değil, bu şeylerin üstüne gelmiş olur. Bu ölüye saygının bir gereğidir.
    Cenaze kıble tarafından kabre indirilir, sağ yanı üzerine kıbleye döndürülür ve kefen üzerinde bağı varsa çözülür. Cenazeyi kabre koyan kişiler Bismillâhi ve alâ milleti resûlillâh (Allah'ın adıyla ve elçisinin dini üzere) derler. Cenazeyi kabre koyacak kişilerin sayısı ihtiyaca göre değişir. Kadınları kabre koyacak kimselerin ölüye akrabalık yönünden mahrem olmaları daha uygundur. Definde bulunan kişilerin kabir üzerine üç avuç toprak atarak birinci defada "Sizi bundan (topraktan) yarattık", ikincisinde "Sizi tekrar toprağa iade edeceğiz", üçüncüsünde de "Sizi bir kez daha topraktan çıkaracağız" demeleri müstehaptır”(diyanet.gov.tr.)
Yakınları ve katılanlar tarafından toprak atılır. Kürek elden ele geçerek cenazeye katılanların tamamının toprak atması sağlanır. İlk toprağı atanlarda en yakın akrabalarıdır. Mezara biçim verilerek üzerine ayak ucundan başlanıp baş kısmına kadar su dökülür.
Hoca tarafından, Kur’ân dan "Mülk, Vakıa, İhlâs ve Muavvizeteyn sûreleri, sonra Fatiha ile Bakara sûresinin başı okunur. Sevabı da, cenazenin ve diğer iman sahiplerinin ruhlarına bağışlanır. Ölünün bağışlanması için Yüce Allah'a dua edilir. Cenazeye katılanlar ölünün yanından uzaklaşırken hoca "talkın"(telkin)verir.
           Ölünün yüzüne karşı geçerek şöyle der:(Türkçesi)"Ey Abdullah! Ey Zeyneb oğlu! Hayatında inandığın ve devam ettiğin şekilde: "Eşhedü en lâ İlâhe illallah ve enne Muhammeden Resûlüllah" şehadet kelimesini söyle. Şüphesiz cennet haktır (mevcuttur). Cehennem haktır, öldükten sonra dirilmek haktır, kıyamet haktır; bunda şüphe yoktur. Yüce Allah kabirlerde olanları diriltip mahşer yerinde toplayacaktır. Sen hatırla ki, Allah'ın Rab olduğuna, dinin İslâm oluşuna, Muhammed Aleyhissalatü vesselamın peygamber olduğuna, Kur'ân'ın imam, Kâbe’nin kıble ve mü'minlerin kardeş olduğuna razı bulunmuş idin. dedikten sonra, üç kez de şöyle der:"Ey Abdullah; De ki: Allah' dan başka ilâh yoktur. De ki, Rabbim Allah'tır. Dinim İslâm'dır. Peygamberim Muhammed Aleyhisselâm'dır. Ya Rabbi! Bu ölüyü yalnız bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın."Umulur ki, bu gibi okuyuşlar ve telkinler sebebiyle Yüce Allah ölüyü bağışlar ve kabir sualinin cevabını kolaylaştırır.
      Cenaze yakınları ilk dakikadan beri yakınında olup teselli eden akraba veya arkadaşları tarafından alınıp,topluca yakın akrabalarının birinin evine götürülür. Teselli edilir, yemek yedirilir. Cenaze evine dönülerek taziyeler kabul edilir.
      Cenaze evinde 2–3 gün yemek pişirilmez, evdekilerde yalnız bırakılmamaya çalışılır. Akraba veya komşular yemek getirerek,yedirmeye çalışıp teselli ederler. Cenazenin yıkanıp kaldırılmasından itibaren Kur’an okunur, hatimler indirilir, dualar edilip sürekli hayırla yâd edilir. Uzun süre yakın veya uzak akrabalar, arkadaşlar başsağlığına "hükümallaha" gelirler. “Hükümüllaha” gelenlerde meyve suyu veya bisküvi türü yiyecekler getirirler.
        Vefat edenin mirasçılar tarafından borçları ödenir.Vefat eden aile reisiyse kalan mirası paylaşılmadan "yemeği" yedirilir. Geride kalanlar vefat edenler için yemeğini ilk müsait oldukları zamanda yedirirler.Yemek yedirmek ölü için yapılan son görev gibidir, onun adına verilmiş sadakadır. Halk da ölen kişinin hatırına "yemeğine" katılıp, Allah’tan rahmet dilerler. Geride kalanlar yedisinde, kırkında ve seneyi devriyelerinde veya maddi anlamda müsait olduklarında onun adına sadaka verip, mevlit okuturlar.
      Miras paylaşımında mirasçılar bir araya gelinerek ortak yol bulunup mirası paylaşırlar.
    Kasabalı cenazeye katılımda,yakınlarını tesellide,taşınmasında, defin esnasında ve toprak atılmasında özen gösterilip adeta herkes birbiriyle yarışır. Cenaze namazının kılınmasında veya defin işlemi yapılırken kadınlar katılmazlar. Kefene yağmurun veya karın değmemesi için hassasiyet gösterilir. Genç yaştaki ölümler, her kesimden insanları daha çok üzer. Cenazeleri daha kalabalık olur. Kişinin kurtulduğuna inanılır ama geride bıraktıkları için üzüntü katmerleşir.

"Toprağın sahiplenildiğine inanılarak" güneş batmaya yakın ve gece defin işlemi yapılmaz. Akşam vakti veya gece vefat etmişse sabah namazına müteakip,diğer zamanlarda namaz vakti gözetilmeden defnedilir.
           Kadınların yas ederek veya sessizce, erkeklerin ise daha sükûnetle üzülürler. Bilhassa yaşlı kimselerin kefeni önceden alıp sandıklarında muhafaza ettikleri veya "kefen parası" olarak belli bir miktarı ayırdıkları görülür. Ölünün ardından ölünmeyeceği, hepimizin gideceği yerin orası olduğu, Allah’ın "aldığı" kulu insanlardan daha çok sevdiği için yanına aldığı gibi düşünceler halkın arasında yaygındır. Ölüm dilenmezde dilenirse de" hasta yatağımda, çocuklarım başımdayken,konu komşuyla, herkesle helalleşerek canımı al Yarabbim" şeklinde duayla dilenir. Her ölüm halk arasında üzüntüye sebep olur. Ölünün arkasından yapılan konuşmalarda da hatıralarından bahsedilir. Ömrü iyiliklerle geçmiş kişilerden iyiliklerinden bahsedilip "Allah rahmet eylesin, kabri cennet olsun" denir. Vefat eden kişi şerli ve belalı biriyse hatıralarından bahsederken, mezarında yatamasın veya cesedi tersine dönsün gibi beddualar içeren sözlerde sarf edilebilir. Kasabamızda ölen kişinin ardından "yas" tutulmaz. Ama vefat edenlerin yakınları uzun süre üzüntülerini saklayamazlar. Eşlerin birinin vefatıyla ise geride kalan kişi kendini "yarım olarak" olarak nitelendirmektedir. İlerleyen zamanlarda da mecbur kalmadıkça,evlenmeyi düşünmezler. Kadınlar "renkli" elbise giymemeye özen gösterirler. Halk içine karıştıklarında ise sürekli vakarla davranırlar.
 
 
 
Rk site ekleme
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=