Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  Akif Akin Eski yazıları
 

 
ana sayfa Rüya yorumları En son sorular sorular ve cevapları sorular ve cevaplar 2 sorular ve cevaplar 3 sorular ve cevaplar
7

Kur'an-ı Kerim'de sırat, daha çok "müstakim" (doğru) ile sıfatlanarak, Allah'ın rızasına uygun olan ve O'na ileten Tevhid dini ve İslâm dini anlamında kullanılır:
"Kim, Allaha güvenip dayanırsa muhakkak doğru yola (Sırat-ı müstakime) iletilmiştir" (Alu İmrân, 3/101);
"Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rahbinizdir. O halde yalnız O'na ibadet ediniz. Bu doğru yol (Sırat-ı Müstakim)dur (Alu İmran, 3/51).
Fakat ıstılahta sırat denilince ahiretteki "sırat" akla gelir. Sırat mahşer yerinden itibaren Cehennemin üzerinden geçerek Cennete kadar uzanacak bir köprüdür. Bu köprü, haşir günü Cehennemin üzerinde kurulacaktır. Mü'min, günahkâr, kâfir herkes bu köprüye gelecektir. Cennete gidebilmek için bundan başka yol yoktur. Sıratın iki tarafına konulmuş kancalar, oradan geçmeye iyi amelleri yetmeyen kimseleri Allah'ın emriyle çekip Cehenneme düşüreceklerdir. İyi amelleri ağır gelenler, kötülükleri sebebiyle tırmalanıp yara almış olsalar bile Sıratı geçeceklerdir. Bazı mü'minler senelerce sürünerek geçeceklerdir. Sırattan geçiş esnasında Peygamberimiz sırat üzerinde Kurtar, ey Rabbim, kurtar" diye mü'minlere dua edip duracaktır (Müslim, İman, 84/329).
Ebu Said el Hudrî'nin rivayetinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor:"Mahşerde muhakeme ve muhasebe işlerinden sonra Cehennemin üzerinde bir köprü (Sırat) kurulur. Allah şefaate izin verir. (Mü'minler) ya Allah selamet ver, selamet ver, diye dua eder durur''. Ya Rasulallah, köprü nedir? diye sorulduğunda; "Kaypak ve kaygan bir yoldur. Orada; kancalar, çengeller ve Necidde bilen sa'dan denilen sert dikencikler gibi dikenler vardır. Mü'minler amellerine göre kimi göz açıp kapayıncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi rüzgar gibi, kimi kuş gibi, kimi iyi cins yarış atları gibi, kimi deve gibi süratle geçerler. Mü'minlerden kimi sapasağlam kurtulur. Kimi de tırmalanmış (hafif yaralı) olarak salıverilir. Kimileri de Cehennem ateşi içerisine dökülür" (Buhari, Müslim, Tirmizi'den naklen Mansur Ali Nasıf, Tâc, V, 394-395).
Ebu Hureyre, Peygamberimizden şöyle rivayet ediyor: "Cehennemin ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Oradan peygamberlerden ümmetleri ile beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz, Peygamberlerin sözleri de "Ey Allah'ım, kurtar kurtar" olur" (Buhari ve Müslim'den naklen, Tâc, V, 377-378).
Ebû Sa'id el-Hudri'nin rivayet ettiğine göre, Sırat köprüsü, kıldan ince, kılıçtan keskindir. Sırat'ın uzunluğu bin senelik yokuş, bin senelik iniş ve bin senelik de düzlüktür. Bu mesafe bazı insanlar için olacaktır. Her bir kimsenin bu mesafeyi geçmesi, amelleri ile orantılı bir zamanda olacaktır (Mansur Ali Nasıf, Tâc, V.394; Acluni, Keşfül-Hafa, II, 31). Bazı ulemâya göre Sırat'ın kıldan ince, kılıçtan keskin olduğuna dair rivayetler, bu köprünün üzerinden geçmenin pek müşkil ve zor olduğundan kinayedir.
Mü'minlerin Sırat'ın üzerinden çabuk geçip geçmemeleri, onların haramlara yönelip yönelmemelerine bağlıdır. Kalbine haram işleme düşüncesi gelip de ondan hemen yüz çevirip uzaklaşan kimseler Sırat'tan çabuk geçecektir.
Sırat üzerinde her bir mü'minin yalnız kendisinin faydalanacağı bir nûru vardır. Bu nurdan başkası faydalanamayacaktır. Kimse, başka bir kimsenin nûru içerisinde gidemeyecektir. Nurunun intişarı nisbetinde her bir mü'mini Sırat geniş veya dar olacaktır. Sırat'ın genişliği hadd-i zatında bir ve aynı olduğu halde, üzerlerinden geçenlerin nurları nisbetinde kimisine ince ve sıkıcı, kimisine enli, rahat ve hoş görünecektir.
Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler, günahlarınıza samimi bir tevbe ile Allah'a dönün! Umulur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları önlerinden ve yanlarından koşar da, "Ey Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla; muhakkak sen her şeye kadirsin " derler " (et- Tahrim, 66/8). Bu âyette, mü'minlerin nurlarından kastedilen, iman ve amelleriyle husûle gelen nurlardır. Özellikle bu nurları Sırat üzerinde onları yedip götürecek ve selamete çıkaracaktır. Münafıklar, karanlıkta kaldıkça mü'minler "Rabbimiz, nurumuzu söndürüp de bizi de kâfirler ve münafıklar gibi karanlıkta bırakma! Varacağımız yere kadar nurumuzu devam ettir ki, bu nurla sevinelim, karanlıkta kalıp perişan olmayalım" derler: "O gün (sıratta) münafık erkeklerle münafık kadınlar, mü'minlere, bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım, derler. Onlara, dönün arkanıza da bir nur arayın, denilir. Nihayet, onların arasına, bir kapısı olan ve içinde rahmet ve dışında azab bulunan bir sür çekilir" (el-Hadid, 57/13).
Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:"Sizlerden hiç bir kimse yoktur ki oraya (Cehenneme) uğramamış olsun. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz, iman edip kötülüklerden sakınanları kurtarırız. Zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız" (Meryem, 19/71-72).
Bir rivayete göre cennetlik mü'minlerin Cehenneme uğramaları, üzerindeki sırattan geçmelerinden ibarettir. Herkes bu köprüye gelecek ve Cehenneme girecek olanlar da buradan gireceklerdir. Mü'minlerin Cennete yollarının Cehennemden geçmesindeki hikmet; sevinçlerinin fazlalaşması ve kurtuldukları için şükürlerinin artması ve kâfirlerin üzüntülerinin çoğalmasıdır. Çünkü dünyada düşman saydıkları mü'minlerin kurtulması, kendilerinin Cehenneme atılmaları, kâfirler için azab üzerine azab olacaktır.
Mutezile'nin çoğu ve Kadi Abdulcebbâr el-Hemedâni (ö. 415/1025), Üzerinden geçmek mümkün olamaz; mümkün olsa bile, Sırattan geçmek müminlere eza ve cefa çektirir" diyerek Sıratı inkâr etmişlerdir.
Halimi (ö. 403/1012) gibi bazı âlimler de, kâfirlerin Sırat'a uğramadan doğrudan doğruya Cehennem'e atılacaklarını söylemişlerdir. Bunlar, bu görüşlerini Ebu Sa'id el-Hudrî'nin rivayet ettiği bir hadise dayandırmışlardır. Bu hadise göre, Mahşerde bir münâdi, "Her ümmet dünyada nelere tapıyor idiyse, onların ardına düşsün" diye çağırır. Bunun üzerine münezzeh ve yüce olan Allah'tan başka şeylere, putlara ve heykellere tapagelen ne kadar kimse varsa, onlardan hiçbiri kalmaksızın Cehenneme dökülürler. Artık ortalıkta iyi ve kötülerden yalnız Allah'a ibadet etmiş olanlar ve ehl-i kitabın kalıntılarından başka kimseler kalmayınca, Yahudiler çağırılacak ve onlara "siz neye ibadet ediyordunuz?" denilecek. Onlar "Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapıyorduk" diyecekler. Bunun üzerine onlara, "yalan söylediniz! Allah hiç bir eş ve oğul edinmedi" denilir. Bunlar susadıklarını söyleyerek Cenab-ı Allah'tan su isteyince, kendilerine serap gibi görünen ateşe götürülecekler ve birbirlerini çiğneyerek Cehennem ateşinin içine yuvarlanıp döküleceklerdir. Sonra Hıristiyanlar çağırılacak, "sizler kime ibadet ediyordunuz?" denilecek. "Allah'ın oğlu Mesih'e ibadet ediyorduk" diyecekler. Onlara da "yalan söylediniz! Allah hiç bir eş ve oğul edinmedi" denilecek. Bunlar da susadıklarını söyleyerek Allah'tan su isteyince, kendilerine, " Haydi suya gelmez misiniz" diye işaret olunur. Serap gibi görünen Cehenneme doğru toplanacaklar ve birbirlerini çiğneyerek Cehenneme döküleceklerdir". Bu hadisin devamında: Geride kalanlara, tanımadıkları bir surette Allah Teâlâ'nın tecelli edeceği, sonra şiddet ve dehşetin kaldırılarak samimi olarak Allah'a ibadet edenlerin secde etmelerine izin verileceği, diğerlerinin -secde etmek istediklerinde- kafalarının üzerine düşecekleri, daha sonra Allah Teâlâ'nın bunlara ilk gördüklerinden başka bir surette (sıfatta) tecelli edeceği bildirilir. Bundan sonra da Cehennemin üzerine köprü (sıratın) kurulacağı ve şefaate izin verileceği beyan edilir (Buhari, Müslim, Tirmizi'den naklen et-Tâc, V, 393-394; metin Müslim'in Sahih'inden özetlenerek alınmıştır, bk. Müslim, Sahih, Kitabül-İman, 81/302).
(Sa'deddin Taftâzani, Şerhul-Makasıd, İstanbul 1305, II, s. 223; Şerhul-Akaid İstanbul 1310; Abdusselâm b. İbrâhim el-Lakkâni, Şerh-u Cevhereti't-Tevhid, Mısır' 1955, s. 235-236; Fahreddin er-Razi, Mefâtihul-Gayb, İstanbul 1308, Kitab-ü Mecmü'atin mine't-Tefâsir, el-Matbaatül-Âmire İstanbul 1319).






FETHET YÜREKLERİ VE BEYİNLERi
Hayat vereceksin inadına insanlığa hem de hiç bitmeyecek bir hayat.

Tıpkı ab-ı hayat suyu içmiş bir nesil gibi.

Tıpkı her gittiği yere Hz. Ömer'in adaletini götüren dedelerin gibi.

Kalmayacak ulaşmadığın bir gönül, girmediğin bir beyin.

Vazgeçmeyeceksin davandan ve ezelden ebede verdiğin sözden.

Daha ilk duyduğunda “evet sen ALLAH’ın Resul'üsün” diyen Hz. Ebubekir gibi…
Sadakatin olursa Hz. Ebubekir gibi olacak.

 

Herkesin olmadığı yerde olacaksın ve kimsenin görmediğini görüp duymadığını anlatacaksın.

Önce yüreğine sonra milyarlarca seni vuslat için bekleyen dünya ehline.

Ümidin bittiği yerde umut olacaksın biçarelere ve kimsesizlerin kimsesi adına çalışacaksın.

Hayır çalışmayacaksın öleceksin gerekirse ve uzanacaksın onların göğe açılmış ellerine.

Bıkmayacaksın, Dünya'da tek bile kalsan, her yanında bombalar patlasa canını almak için gelse tüm beşer yinede Ali gibi uzanacaksın Resul'ün emin dediği yatağa.
Güvenirsen Hz. Ali gibi güveneceksin.

 

Her gece yollara düşüp ev ev gezeceksin.

Seni gören sadece emin olacak ve hiçbir kapı gittiğinde kapanmayacak yüzüne.

Resul'ün bir sözü için Hz.Abdurrahman gibi feda edeceksin tüm malını, varını- yoğunu.

Harcayacaksın ve beklemeyeceksin hiçbir rütbe ALLAH'ın rızası dışında.

Harcarsan, Hz. Abdurrahman bin Avf gibi harcayacaksın, hiç bitmeyecekmişcesine.

Hakkı bulma ve onu kollamada inat sahibi olacaksın.

Hiç vazgeçmeyeceksin sonu ne olursa olsun.

Bana ne demeyeceksin, sana dokunmasa da fitnenin başını ezeceksin kardeşime dokunmasın diye.

Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Diyen Akif gibi

İnanırsan hakka Akif gibi inanacaksın.

 

Ve inadına yaşatacaksın insanlığı…

Amerikalısına, İsraillisine, İngiliz’ine, Rus’una ve dahi Dünyanın yaşayan, yaşayacak olan tüm haydutlarına.

Fethedeceksin hem yürekleri hem beyinleri,

Yılmayacaksın, beddua etmeyeceksin.

Taif'de ki Resul'ünün yaptığını yapacaksın.

Yaşatmayı…Hele ki Hakkı yaşatmayı, kendine şiar edineceksin.

Savaşın ortasında kalmış çocukları meydandan çıkarmak için savaşı durduran Peygamberin (s.a.v) gibi.

Vazgeçmeyeceksin yaşamaktan ve yaşatmaktan sağ eline güneşi, sol eline ayı verseler dahi.

Yaşatırsan onun gibi yaşatacaksın, yaşarsan onun gibi yaşayacaksın.
Muhammedi olacaksın ki kıyamet kopmasın.(alıntı)


La tahzen.. innAllahe meana.. /Üzülme.. Allah bizimle..
 

Hz. Muhammed (sav) yaşasaydı nasıl bir araç kullanırdı ve nasıl giyinirdi?
    Kendini Hz. Muhammed (a.s.m) yerine koyarak bir yargıya varmak elbette kimsenin ne haddi, ne de hakkıdır. Hz. Muhammed (a.s.m) yaşayan bir Kur’an ve de bir sünnet olduğuna göre, onun “Şimdi yaşasaydı nasıl bir araç kullanırdı, nasıl giyinirdi?” gibi bir sorunun cevabını da ancak bu iki kaynaktan öğrenebiliriz.
   Bunun detaylarını belirlemek yerine, konuyu bir genel çerçevede değerlendirmek, hem daha isabetli, hem edebe daha muvafık olur. Biz de bu çerçeve içerisinde kalarak, bu sorunun cevabını birkaç  noktada özetlemeye çalışacağız:
   Eğer Hz. Muhammed (a.s.m) şimdi yaşasaydı;
a. O zaman olduğu gibi, bu zamanda da israf ve cimrilikten kesinlikle kaçınacaktı.
b. Müsrif zenginlerin değil, vasat insanların yaşam tarzını tercih edecekti.
c. Şatafatlı, debdebeli, gösterişli hayat felsefesini kesinlikle benimsemeyecekti.
d. Bu açıdan, zenginlerin lüks ve gösterişli araçlarını asla tercih etmeyecekti. Sade vatandaşın, genel halk kesiminin binebildiği vasat aracı tercih edecekti.
e. İsrafa kaçan hiçbir elbise giymeyecekti. Zenginlerin gösterişli giysileri yerine, genel olarak halk tabakasının kullandığı giysileri tercih edecekti.
f. Giyim şekli olarak herhangi bir portreyi çizecek durumda değiliz. Fakat, İslam’ın genel prensipleri doğrultusunda diyebiliriz ki, Efendimiz (a.s.m) şimdi yaşasaydı, içinde bulunduğu toplumun -vücudu örtecek, vücut hatlarını göstermeyecek tarzda, İslam’da çerçevesi çizilen- millî kıyafetini tercih edecekti. 
    Allah’ım! Hz.Muhammed (asv)’e kâinatın zerreleri adedince salat ve selam eyle! Yanlış yaptıysak bizleri affeyle, kusurlarımızı cehaletimize bahş eyle!
Kredi kartı tek çeşit değildir. Faizli olanı var, faizsiz olanı vardır. Gününde ödeneni var, geciktirileni var. Şayet kartla satın aldığınız malın parasını (sözleştiğiniz) günü geçirmeden öderseniz, faize düşmeden ödemiş olursunuz. Böylece kredi kartınızdan gelen bir mahzur söz konusu olmaz.
     Kartın borcunu gününde ödemez de geciktirirseniz, elbette borcunuzu faizli ödemek zorunda kalırsınız. Böylece kartınızın mahzuru söz konusu hale gelmiş olur.
     Bütün mesele, karta tanınan faizsiz ödeme müddetinin geçirilmemesinde, geç kalıp ta faiz ödemek zorunda kalınmamasındadır. Faiz ödemeden kullanıyorsanız, mahzuru yok. Faiz ödeyerek kullanırsanız mahzuru çok. 
    Ayrıca kredi kartını veren kurum, alıcıdan tahsil edeceği parayı satıcıya öderken belli bir miktar hizmet ve risk karşılığı kesebilir. Bu faiz değil, yüklendiği hizmet karşılığıdır. Çünkü kimse satıcının müşterideki alacağını kendisi ödeyip de sonra alacak tahsili için uğraşmaya mecbur tutulamaz. Bu hizmet yapılıyorsa bir karşılığı olması gerekir. İslam’da komisyonculuk meşru bir meslektir. Verilen hizmetin karşılığı olan komisyon alınacaktır. Mebsut sahibi Serahsi, ileri bir görüşle yaşadığı beşinci asırda bunu ifade etmiştir. 
   Aslında en güzeli, kredi kartıyla alış verişe alışmamaktır. Çünkü kredi kartı sanki parasız alış veriş yapıyormuş gibi bir rahatlık sağlıyor sahibine. Ancak ödeme günü gelince biriken borçların yekun tuttuğu anlaşılıyor. Bu defa da pişmanlık başlıyor, hatta hepsini birden ödeme zorluğuyla karşılaşılıyor. Bu durumda ya aile bütçesini zorlayarak ödeme yapılıyor, ya da günü geçirilmek zorunda kalınıyor, faizli ödemeye düşülüyor. Böylece istemeden de faize bulaşma söz konusu hale geliyor.
     Bu durumda faizsiz fînans kurumlarının kredi kartını kullanmak faiz ihtimalini önlemekte, bir ölçüde emniyet söz konusu olmaktadır, denebilir.
Selam ve DUA ile... 
MEVLÜT KANDİLİ ve EFENDİMiZ!
       O’na “Efendimiz” dedik, kendimizi “ümmet” bağıyla mübarek yüreğine bağladık…
      O bizim “Efendimiz”, biz o’nun “ümmetiyiz”…
          Peki ne kadar “Ondan”ız?...
          O’na ne kadar benziyoruz?...
 
     O bizim gibi müsamahasız, hoşgörüsüzmüydü?
     Bizim gibi saldırgan tavırlımıydı?
     Bizim gibi göbeklimiydi?...
     Bizim gibi afralı-tafralı “Küçük dağlar benden sorulur” edasındamıydı?...
     Bizim gibi eşin döver, çocuklarını hırpalarmıydı?
     Bilin ki, kalb ve beyin planında O ‘na ne kadar benziyorsak, O kadar “Ondan”ız!
 
   Bu doğum gününde yalnızca aile hayatına bakıp büyülenmemek elde değil...
   Nasıl büyülenmeyelim ki, karşımızda son derece nazik, müşfik, sevgi dolu, sabırlı, vefakar, üstelik güçlüklerden yılmayan, şartlara teslim olmayan bir “insan” vardı…
       Şartlar ne olursa olsun sürekli gülümser, aile bireylerine sitem etmez, “Son  peygamber” ve Devlet “Başkanı” oluşuna bakmadan ayakkabısını tamir eder, elbisesini diker, koyun sağar ve ev işlerinde hanımlarına yardım ederdi.”
       Evde surat asmaz, yeri geldiğinde hanımlarıyla şakalaşır, eğlencelerine bile katılırdı…
       Kadını diri diri gömülmekten alıp sosyal statüye kavuşturmak gibi büyük bir “Yürek inkılabı” yaptıktan sonra, erkeklere, kadınlarıyla eğlenip şakalaşmalarını da önerirdi.
 
      Aslında o, hayat karşısında kadın-erkek eşitliğini vurguluyordu.  Veda hutbesinde aynı fikrin altını şöyle çizecekti: “Sizin kadınlarınızın üzerinde hakkınız, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.
” Zaten O’na inanan ilk Müslüman bir kadındı:Hz.Hatice… ve bir çocuk:Hz.Ali…
 
        “Erkek, kadın ve çocuk” olarak, sanki “aile” kavramının altı çiziliyordu.
       Hz.Peygamber,(s.a.v) çocuklara karşı son derece güleç, sabırlı, sevecen ve öğretici idi. Onları her fırsatta öper, okşar, sevindirirdi.
 
      Bir gün çocuklardan birinin kafeste beslediği kuşunun öldüğünü öğrendi… Bunu duyar duymaz, çocuğun evine gitti. Üzüntüsünü paylaştı ve başsağlığı diledi.
      Ağzından asla kötü söz çıkmazdı. Başka insanların kusurlarını araştırmaz, aşırı merakı hoşgörmezdi.
     Kimsenin hatasını yüzüne vurmazdı. Çok merhametliydi ki düşmanlarına bile hayır dua etmiştir.
     O kadar engin bir şefkat sahibiydi ki, şefkati sadece insanları değil hayvanları ve bitkileri bile kuşatmıştı.
     Bir gün, kapıda miyavlayan bir kediyi içeri alıp beslemiş, başka bir gün hasta bir hayvanın tedavisiyle bizzat ilgilenmiş, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe ayakkabısıyla su taşıyıp hayatını kurtaran birini
CENNET’le mejdelemiş, bir kediyi aç bırakan kadının ise, bu yüzden azap çekeceğini bildirmişti. Ayrıca yaz kurağında susuz kalan ağaçları sulayanlara sevap yazıldığını bildirmişti.
     Cömertti, sabırlıydı, verdiği sözü tutar, ahde vefa gösterirdi…
    SAHİ , O’NA NE KADAR BENZİYORUZ???
      Kandiliniz mübarek olsun…  Selam ve dua ile    
  KUTSAL YOLCULUK HACC
"HER KİME Kİ KABE NASİB OLSA HÜDA RAHMET EDER, HER KİŞİ Kİ SEVDİĞİNİ EVİNE DAVET EDER."
        Şu günlerde ortalıkta tatlı bir telaş var, Allahın en önemli farzlarından biri olan günahları sıfırlayan tek ibadet olan , acaba affedildimmi demenin bile günah olduğu HAC ibadetini yapmanın sevinç ve heyacanını İstanbul'dan (onsekizbin)Türkiye'den yüzyirmibin kişi ve bu kişilerin tanıdıkları yaşamaktadırlar.
        Peygamberimiz (s.a.v):” Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, o beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir.” Buyurmaktadır.
Hacca gitmeyene haccı anlatmak karanlığa taş atmak gibidir.Hac ibadeti hem mal hemde bedenle yapılan bir ibadettir.
    Hacı ,olgun insandır. Hacılık olgunluğun işaretidir.Hacının dilinde zikir, kafasında güzel fikir bulunmalıdır. Kötü sözlerden , çirkinliklerden uzak durmalıdır.
Hac ibadeti bir eğitimdir. İnsana , insanca yaşamayı öğreten, toplum içindeki davranışlarını belleten bir ibadettir
      Kabe…Ziyarete doyulmayan mekandır. Allahın evine kim doyabilir?Şair ne güzel anlatmış;:
“Göz onu görünce, ona bakmaktan başka tarafa dönmez…
Arzu ve iştiyakla sürekli ona bakar.” O mübarek mekana doyum olur mu? Ona bakmak bile ibadet sevabı verir.
 Memleketin her tarafı padişahın ama misafirini saray’da ağırlar, dünyanın her tarafı ALLAH’ın ama misafirini MEKKE’ de ağırlar.
      Her para hac yolculuğuna nasibolmaz.nice zenginler vardır ama gidemezler.Hacca gittiğimiz gibi dönmemeliyiz! HACI OLMAK KOLAYDIR, HACI ÖLMEK ZORDUR.
       Gurur meselesi yapmamalıyız.Zengin biri hacdan dönmüş, S.Sevri de bunun ziyaretine gider
       Zengin adam hanımına seslenmiş,
      -Hanım zemzemi 3.defa hacca gittiğim zemzem takımıyla getir.
      S.Sevride:
       Bu sözünle bütün haccını iptal ettin.der.
      Dr.Muhammed İKBAL hayatımda en çok sevdiğim şey hacdan dönenleri ziyaret etmektir diyor.Ama dikkatimi çeken bir şey var bütün hacılar aynı şeyleri getiriyor (TESBİH,TAKKE,KOKU VS.)
   Keşke bu hacılar;
Hz.Ebu Bekirin SADAKATİNİ
Hz.Ömerin   ADALETİN
Hz.Osmanın   HAYASINI
Hz.Alinin ŞECEATİNİ getirseler…
   
"Arayı arayı bulsam izini                                             
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasibetse görsem yüzünü
Ya Muhammed canım arzular seni"
 
"Bir mübarek sefer olsada gitsem
Hub cemalin düşte seyretsem
Kabe yollarında kumlara batsam
Ya Muhammed canım arzular seni"
 
Evet bu duygularla hacca gidecek kardeşlerime hayırlı yolculuklar diler mebrur bir hacla dönmelerini yüce rabbimden niyaz ederim.
 
     Bu vesileyle acizane bende 13 kasım -13 aralık tarihleri arasında bu kutsal topraklarda olacağım, siz değerli okurlarımın selamını götüreceğim İnşaallah... Bu tarihler arasında aranızda olamıyacağım ama gönlüm sizlerle olacak. Rabbim İnşaallah,gitmeyenlere en yakın zamanda gidenlerede tekrar tekrar nasibetsin… amin  SELAM VE DUA İLE…
“BİRLİKTE RAHMET,AYRILIKTA AZAP VARDIR”
“Allah’a ve Peygamberine itaat edin, çekişmeyin. Yoksa başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin. Doğrusu Allah, saredenlerle beraberdir.”(enfal-46)
 İnsanın ilk görevi, asıl amacı Allah ve Resulüne itaat. Allah’a itaat edince, her varlık insanın emrine girer. Zaten yüce yaratıcı, insanın faydasına olan emirleri verir. Bu emirlere yapışan insan da muvaffak olup dünya ve ahiret saadetine mazhar olur.
 Allah ve Resulüne itaat edilmediği takdirde insanlar ihtilafa düşerler. Benlik ve hissi hareketlere dalarlar. Bu da aralarında menfaat sürtüşmesine neden olur. Bu sürtüşme, birbiri ile didişme neticesinde de zayıf, tembel, çekingen ve korkak olurlar. Birbirlerinin her hareketinden gocunurlar. Kalplerini korku kaplar. İşte o zaman da: Rüzgarınız kesilir, kuvvetiniz gider, devletiniz yıkılır. Şairin dediği gibi:
   "Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez.
   Toplu vurdukça sineler onu top sindiremez".
   Ama yürekler toplu vurmazsa, birlik ve beraberlik sağlanmazsa, insanlar birbirleriyle uğraşır,
  " Sen-ben desin efrad aradan vahdeti kaldır
   Milletler için kıyamet işte o zamandır."
       Birbiriyle uğraşan, iç harple sürtüşen milletler, tarihten silinir giderler. Ne devlet kalır ne de millet…
       Halbuki insan başsız, devletsiz yaşayamaz. Devletin güçlü olabilmesi de birlik ve beraberlikle sağlanır. Bu birlik ve beraberlik ise Allah’a ve O’nun peygamberine itaat etmekle mümkün olabilir.
      Allah’a itaat etmeyen, peygamberini tanımayan, insanların haklarına saygı gösterebilir mi?
       Özellikle günümüzde bu birlik ve beraberliğe şiddetle ihtiyacımız vardır.
      Bir milletin ayakta kalabilmesi birlik ve beraberlikle olur. Birlik ve beraberlik de Allah’a ve peygamberine itaat etmekle sağlanır.
     Hep birliğe davet ederiz… Beraberlik edebiyatları yaparız. Devletin güçlü, milletin kuvvetli olması için birliğe çağrılar yaparız.
     Ama asıl birliği sağlayan sebeplere yapışmayız. Birlik ve beraberliği sağlayan iki sebep vardır:
1-     Allah’ın emirlerine itaat.
2-     Peygamberin sünnetine uymak.
Birlik ve beraberlik kelimelerini söylerken bile dudaklarımız bir araya geliyor. Tefrika ve ayrılık derken dudaklarımız birbirinden ayrı kalıyor. Kelimelerin teleffuzunda  dahi hikmet var. Resul-ü Ekrem efendimiz buyuruyor:  “Ayrılık çıkaran bizden değildir”
      Müslümanların arasını bulmak yüce Allahımızın emridir. Bu birliği sağlamak, inananların görevleridir.Peygamber Efendimiz buyurdular: “Bir müslümanın, arkadaşına üç günden fazla küs durması helal değildir.”
   Hele bu kırgınlık ve dargınlık bir yıl olursa, dargınlığı uzatan kişinin kan dökmüşcesine günaha girdiğini Peygamberimiz haber vermiştir: “ Bir mü’min kardeşi ile bir yıl dargın durmak, onun kanını dökmek gibidir.”
    Cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan 27 derece daha faziletli oluşundaki hikmeti de düşünmek gerekir.
Kısaca , birleşmek için dinin lüzumu ortaya çıkıyor…
 
      “Müslüman müslümanın din kardeşidir. Müslüman kardeşine zulmetmez ve onu düşman eline vermez. Her kim Müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını temin ederse, Allah da ona yardım eder. Her kim, bir müslümanın sıkıntılarından birini giderirse, Cenab-ı Hak buna mukabil kıyamet sıkıntılarından birini def eder. Her kim, bir müslümanın ayıbını örterse, Allahu Teala ahrette onun ayıbını örter.”
      Birbirinize haset etmeyiniz, alış-verişlerinizde birbirinizi aldatmayınız, birbirinizle dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birbirinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allah’ın kulları, kardeş olunuz.”Peygamberimiz bize böyle buyurmuşlar.
     Halbuki biz böylesine güzellikler varken çirkinlikleri neden tercih ederiz , anlamış değiliz.
      Deveye demişler; inişmi inmeyi seversin , yoksa yokuşmu çıkmayı seversin, Devede: Yahu bunun düzü yokmudur. Demiş. İşte bizde otobanı bırakıp şose yolda yürümeye çalışıyoruz. Otoban islamın kendisidir.
    Mevlam bizlere birlik ve beraberlikler ihsan eylesin, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyen vatan hainlerine fırsat vermesin inşeallah. AMİN…
SELAM VE DUA İLE
      AYLARIN SULTANI RAMAZAN AYI

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere arz kılındı gibi size de sayılı günlerde oruç farz kılındı. Umulur ki, bu sayede fenalıklardan korunursunuz.”(bakara-183)
       Onbir ay gibi uzun bir ayrılıktan sonra tekrar bizleri ziyarete gelen bu aziz yolcuyu, gönül saraylarının en güzel köşklerinde bir şeref konuğu gibi ağırlamalı ve onun manevi yüceliğinden istifade etmeyi ele geçmez bir fırsat bileceğiz.
      Bu mübarek ayda diğer aylardan daha fazla ibadet ve tatlarımıza dikkat etmeliyiz. Bu ayı bir fırsat bilerek geçmiş kötü hareketlerimize bir set çekerek tertemiz bir sayfa açalım ve o sayfanın bir daha kirlenmemesi için kendimizi zorlayalım.Misafirimizi bizden memnun olarak gönderelim.Buda Allaha daha fazla ibadet yaparak günahlardan kaçarak olacaktır.
      Oruç tutmak için bazı şarlar vardır:
1-AKILLI OLACAK
2-BÜLUĞ ÇAĞINA GİRMİŞ OLMAK
3-SIHHATLİ OLMAK
4-MUKİM OLMAK
5-MÜSLÜMAN OLMAK
       Adama bakıyorsun güçlü kuvvetli sıhhatli fakat alenen oruç yiyor soruyorsunuz, DELİMİSİN? Nedemek diye çıkışıyor, Peki ÇOCUKMUSUN? Ergenlik çağına girmedinmi? Nedemek kocaman adamım görmüyormusun, o halde HASTAMISIN? Hayır diyor, öyle ise MÜSLÜMAN DEĞİLSİNİZ ? Ne demek istiyorsun ismimin Ahmet olduğunu bilmiyormusun?
    EEE Benim bildiğim Akıllı,Ergenlik çağına gelen, Mukim olan Hasta olmayan Ahmetler,Mehmetler ORUÇ TUTAR.Kem küm etmeye başlıyor…
Peygamberimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar:”şu beş şey tutulan orucun sevabını boşa çıkarır;1-yalan söylemek,2-gıybet etmek,3-söz gezdirmek,4- yalan yere Allahın adını anarak yemin etmek,5- şehvet duygusu ile yabancı bir kadına bakmak.
         Bir ramazan-ı şerif ayında Resul-ü Ekrem efendimiz bir Cuma hutbesine çıkarken 1. basamakta AMİN! Dedi 2 ve 3. basamakta da AMİN”! dedi Namazdan sonra sahaba peygamberimize ya rasulallah hiç yapmadığınız bir hareketi bu gün yaptınız bu amin demenizin sebebi nedir?
     Peygamberimiz (s.a.v) de cevaben; Cebrail a.s geldi 1.basamakta , senin ümmetinden herkimki senin ismini işitip salavat-ı şerife getirmezse felah bulmasın dedi bende AMİN! Dedim
2. basamakta, senin ümmetinden bir kimse anasına babasına erişip onların rızalarını kazanmadıysa perişan olsun dedi bende AMİN! Dedim
3. basamakta, senin ümmetinden bir kimse Ramazan-ı Şerife yetişipte oruç tutmayıp namaz kılmayarak bu mübarek ayda mağfirete nail olmadıysa buda rahmetten uzak olsun dedi bende AMİN! Dedim buyrulmuştur.
        Elimizde çok güzel bir ev planı var ama  kiradayız, o planın bize bir faydası olurmu? O plan bizi kiradan kurtarmaz, işte dinde böyle çok güzel olan bir dine mensubuz ama yaşıyamıyorsak aynen elimizdeki ev planına benzer.
           Bu duygularla idrakiyle şereflendiğimiz ayların en mübareki onbir ayın sultanı mübarek Ramazan-ı Şerif ayının bütün insanlığa huzur , barış ,sıhhat, ve afiyetler getirmesini yüce mevlamızdan niyaz eder, bu kıymetli misafirin cümlemizden hoşnut ayrılmasını niyaz ederim.
SELAM VE DUA İLE
                                             Mirac Kandili:
     29 TEMMUZ 2008 Salı akşamı mübarek miraç kandilini idrak edeceğiz inşaallah.
Rabbimize sonsuz şükürler olsunki bu senede böylesine ulvi ve yüce bir geceye bizleri kavuşturdu.
Çünkü biz biliyoruz ki, geçen sene aramızda olupta bu sene miraç kandilinde aramızda olamayan tanıdığımız dostlarımız var,
onlarında inşaallah mekanları cennet olur.
Ayet-i Kerimede“kulunu (Muhammed s.a.v.’i) bir gece mescidi-i Haram’dan alıp Mescidi-i Aksa’ya götüren  Allah c.c her türlü noksanlardan münezzehtir.”(İsra s.1)
       Semada bulunan bütün mahlukat, Allahu Tealaya niyazda bulundu. Yalvardılar, yakardılar..
      “Ya Rab! Senin sevdiğini biz de severiz. Senin muhabbet ettiğine biz kurban oluruz.Senin aşık olduğunun bizde aşıklarıyız.
Hürmeti için alemleri yarattığın, gönülleri O’nun nuru ile aydınlattığın zat-ı muhtereme bizde hayranlık duyarız
      İşaretiyle ay’ı ikiye ayıran, mahşerde ümmetini kayıran o müstesna şahsın ayağına bizde yüz süreriz…
“Bile yazdım adın ile adımı” buyurarak adın ile beraber yazdığın o adın sahibini biz de görme şerefine erelim.
   Yeryüzünün talihli mahlukatı, O’nun gül cemalini doya doya seyretmektedir.
    Ya Rabbi! Muhammed’ini huzuruna davet buyur da bizler de bir kerecik  olsun O’nun gül cemalini seyredelim…
       O’nun dolaştığı beldeleri emin kılarak nurla doldurdun. Semayı da miski amberle doldursun. Ne olur O’nu bizde görelim…"
 
      Yüce Allah, bu niyazlar sonucu Resulullahı MİRAC’a davet etti.
Resulullah s.a.v. huzuruna davet için gelen Cibril’e sordu:
-         Rabbimin benimle yapacağı ne iş var?
-         Senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlayacak…
Resul-ü Ekrem tekrar sordu:
-Ümmetim için ne var?
-Rabbin sana bütün istediklerini verecek. Ta ki, sen razı oluncaya kadar…
Her an, her lahzada ümmetini düşünen bir peygamber…
       Bizim hayatımızda beş önemli gece var, bunlardan biride Miraç Kandilidir.
Yoksa laf olsun diye bildirilmemiştir bu geceler.Peki Miracı yeteri kadar anlayıp idrak edebiliyormuyuz.
O geceden günümüzü aydınladan bir kaç örneği sizlere aktarmak istiyorum.Mirac ve gecesiyle ilgili daha çok araştırma yapılmalı
     hatta  MİRAÇ ÜNİVERSİTESİ  kurulmalıdır Mirac Peygamberimiz (s.a.v).in en büyük mucizelerindendir.
      Dünya hayatında insanlığa yön vermiş liderler vardır. Bu  gün de vardır, bir lider 300 mt boşluktan yukarı çıksa dünyayı ayağa kaldırır velveleye verirlerdi.
Bizim liderimiz 300 mt yukarı çıktı diye %80 insanı ikna eder arkalarında koştururlardı.
 Ama bizim liderimiz 300 değil,3000  değil, 300 bin değil, 3 milyar değil, 7 kat semaya çıkmıştır.
O zaman böyle bir liderin etrafında toplanmaktan başka çare varmı.
         Hadisi Şerifde  “Benim göğsümü yardılar.Kalbimi çıkardılar sonra altından bir leğen getirdiler( steril olması için) yıkadılar sonra onu yerleştirdiler.
Şimdi bu hadis BY PAS Ameliyatından sonramı yazıldı. Niçin Müslüman bir doktor bunu yapamadı çünkü Hadis ve ayet-i kerimeleri incelemek gericilik sayıldı!!!
Avrupalı yaptı bizde çıraklık yaptık.
      Bu gün by.pas ameliyatı oluyor ama bayıltmadan yapamıyorlar Peygamber(s.a.v.) kalbimi çıkardılar bende seyrettim buyuruyor.
Buda olacak ama niye bir Müslüman doktor bunu yapmasın.
      MİRAÇ eşyanın nakli ışınlama bir anda dünyanın bir yerine gidebilir. Bir gecede nasıl gitti diye kafa yormak lazım.
 Kim yoracak sen yorsan içinden çıkamazsın ben yorsam çıkamam. İlim adamı yoracak fizikçisi, kimyacısı vd.yoracak
 
MESCİD-İ AKSA bize canlı yayını anlatıyor.Pey.s.a.v. Miraca çıktığını müşriklere anlatınca dalga geçtiler sen rüya görmüşsün diyerek,
 O zaman madem gittin söyle bakalım Meccid-iAksanın kaç penceresi var? Tabiî ki kimse buna hemen cevap.veremez,
bize sorsalar hergün gittiğiniz bir caminin kaç penceresi var diye cevap.veremeyiz.
Çünkü Peygamber(s.a.v). Oraya kapı pencere saymaya gitmemiştir.Fakat Mevlamız habibini mahçup edermiydi.
Mescid-i Aksayı efendimizin gözü önüne getirdi. O’da baktı onlara söyledi, baktı  söyledi
 
       Onun için değerli kardeşlerim bu mübarek geceleri birer fırsat bilerek,yeniden silkelenerek kendimize gelmemiz ve rabbimizin yoluna girmemiz lazımdır.
      Bu yaşlara  bu günlere pişman olacağız.Öbür dünyada kafamıza vurmak için taş da bulamıyacağız
      İmanın , ilmin tadını aldıkça geçmişimize kahredeceğiz, şimdiye kadar yaşadığımız hayata pişman olacağız. Pişman olacağımız hayatı yaşamak ne kadar cahilliktir. Şimdi pişman olanlara rastlamıyormuyuz…
      Bu duygularla Miraç Kandiliniz en kalbi duygularımla tebrik eder.İnsanlığın ıslahına vesile olmasını, akan Müslüman kanının dinmesine, ağlayan m.aksanın gülmesine birlik beraberliğimizin pekişmesine vesile olmasını Yüce Mevlamızdan niyaz ederim.
 SELAM VE DUA İLE    

 
 
Rk site ekleme
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=