Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  Bır Gun
 

 

         Sevgili arkadaşlar dilim döndüğünce, elim yazdığınca, bildiğim kadar, hatırladığım şekliyle ve duyduğum kadarıyla burada, kasabamızın geçmiş zamanlarından bir şeyler yazacağım. Bir konu veya nesneyi veya olay ile durumu ele alıp anlatacağım. Belki gençler çocukluklarına, orta yaşlar gençliklerine, yaşlılarımız orta yaşlarını yaşamak ister. Unutulan faaliyet ve olay ile işlemleri hatırlarız. Belki bu da mı varmış deriz..

                                                   BİR   GÜN

  
           Aylardan kasım ayıydı. Ekinler ekilmiş tarlalar gelecek dönem için ama nadas ama ekilmiş olarak hazırlanıp bitmişti. Havalar soğumaya başlamış, bulutlar bir kararıyor bir ağarıyordu. Zamanın çemberinden geçmiş, yılların izleri el ve yüzlerinde mühür gibi kazınmış, ben bu saçları değirmende ağartmadım der gibi takvimleşiverdi dedelerim. Havalar soğudu bulutlar dönüp duruyor buğün yarın yağmur ve kar yağar diyerek koyu bir sohbet ediyorlar, gömbeli dedemin bakkal dükkanının yanındaki kalın döver ağacının üstünde. Rüzgar zaman zaman sert esiyor, taşlı ve tozlu sokaklardaki tozlar ile harman zamanından kalma saman ve sap çöplerini yerden alarak üstümüze ve saçlarımıza bulaştırıyordu. Bir gurup çocuk, durumu iyiy olan çocukların ibli dedemin dükkanından aldığı naylon topu, şamak dedemin berber dükkanının önündeki boş arsada oynuyorlardı. Bir ara durup bakındı çocuklar, berber dükkanından gelen bağırma sesene doğru. Çünkü oynağan köyünden gelen bir kişinin dişini çekiyordu şamak dedem.
 
         Topacın, yamannının, gök derenin, bakırcının tepelerine kar yağmış ve topaç ağıllarına güzlemeye gitmiş olan badelerin koyun sürüsünü, çobanlık yapan Mahmut oğlu ağıldan getirerek keliklilerden sıçan ninenin evinin yanında bulunan uzun hatıllı koca pınarda hem suluyor hemde katımcılar koyunlarını ayırıyorlardı.
 
          Kışın yaklaşmasıyla gündüzler kısalmış, akşam olmak üzereydi. Üç-beş kişilik arkadaş çocuklar aşagıdan tepe küllüğe doğru çıkıyorlar. Harman yerinden geldiklerini ve gelirken de onbirli ile meçhul emminin dükkanından aldıkları sorma şekeri yiyerek tırmanıyorlardı. Ellerinde birer metre sopa ile çelik-çomak oynamışlar. Ne zaman yapıldığını hatırlamadığım kasabamızın içinden geçen susanın (asfalt yol) altında fazlaca ev yoktu, tamamen harman yeriydi. Kısım kısım düzlük ve büyük ark yapılmış gibi engebellidir. Susanın ova taraf kenarı ile bazı yerlerede 10-15 ev ve iş yeri gibi binalar vardı. Sonraları Ortaokul, karayollar, sağlık ocağı ve tavuk çiftliği yapıldı.
 
        Güz yağmurları ile sulanan tarlalar yeşermeye başladı. Mera gibi yeşil tarlaları ikiye bölen uzun pınar yolunda, beyaz ve sarı karışık yeşil tarlaların üzerinde yayılan toz bulutu dikilmişti. Yol asfalt olmadığı için aracın teker ve hızı ile ayaklanan toz itiraz edercesine ayaklanıyordu. Tozları ayaklandıran araç, büyük bir gürültü ile geldi ve osman çavuşların petrolün önünde durdu. Petrolün yanındaki boş arsanın öbür ucundaki çakal bekirin yağ fabrikasının önündeki gölet de bulunan kazların ötüşleri, kazadan gelen ve yolcu indirmek için duran belediye otobüsünün uzun ve kalın düdüğünün sesiyle aniden bağırmaları ile birlikte kesildi. Kısa bir sessizliği, yarın getiririm diye bağıran otobüsün şoförü, şöför osman emminin sesi bozmuştu.
        Akşam yaklaştığından ilkokul dağılmıştı. Hangisinin kız, hangisinin erkek olduğunu saçlarından ayırt ettiğimiz beyaz yakalıklı, siyah uzun önlüklü (formalı) çocuklar evlerine sevinçli şekilde koşarak gidiyorlar. Yamanlı yolundan gelerek dağılan hergeledeki dana ve eşşekler, çocukların çığlıklarıyla ürkmüş, demircinin kahvenin yanında bulunan adilspor kulübünün karşısında, okulun önünde kaldırım üstünde, yol kenarındaki yorgun şöförler lokantasını çalıştıran çöllü oğlu amcayı ufaktan kızdırmıştı. Hayvanlar ürktüğü için kulubenin yanında bulunan kasa ve masaları yıkıyorlardı. Yol kenarında durmuş kamyonlar ile sel ve su akıntılarını toplamak için yapılmış olan kanaldan, dana ve eşşekler hangi istikamete gideceklerinin karıştırarak geçemiyprlardı.
 
       Gavur gediği bucaklarından otlayan ve derelerdeki suları içen büyük hayvanların katıldığı sığırda, kaya altında bulunan hütütlerin evin civarında dağılmıştı. Ayaklarından engelli olan Irza amcanın neşeli türküsünü tek tük geçen burunlu man kamyonların düdükleri kesmişti. Sığırın dağılmasıyla araçlar geçemiyor, ilerlemek için sabırsızlanan şoförlerin ısrarla bastıkları kornaların sesinden inekler ürkmüştü. Yolun bir tarafında çöl ovasından gelerek demircilerde araba ve pulluk tamir ettiren at arabalarıyla türkmenler, bir tarafında topraklıktan hem çocukların altı için hemde evinin sıvası için kil cinsi toprak getiren at arabalarıyolun sakinleşmesi için bekliyorlar. Yol, köyün içine ve çöl ovasına gidecek at arabaları, dinar ve çay tarafına gidecek olan kamyonlar, dağılan hayvanları evlerine götürecek olan çocuklar ile dağılan sığırlarla karmakarışık olmuştu. Birde buna mahalleli çocuklar ile koca pınarlara sulanmaya giden koyunları katarsak tam bir mahşer yeri gibi oldu. Ama hepside tatlı bir telaş ve uğraş olduğu her hali ile belli oluyordu.
 
         Çünkü, insanlar huzurlu ve mutlu idiler. Bu insanlar genelde sabırlı, kanaatkar, yardım sever, sevinçli, güler yüzlü, sevecen, hatırlı, selamlaşan bir yapıya sahiptiler. Kızmak veya öfkelenmek, birbirleri ile didişmek veya kıskanmak kalplerinden bile geçmiyordu...
                       
 
 
 
Rk site ekleme
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=