Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  Dogum ve Sonrasi
 

                                       Doğum ve Sonrası




 
Hamile kalma:
Toplumu oluşturan ailenin temeli atıldıktan sonra çocuğun olması için teşvik edilir. Kız evinden çıkarken üzerine buğday, un atılması veya oğlan evine indikten sonra gelinin kucağına çocuk verilmesi, çoluk çocuğa karışmaları içindir. Ocağın tütmesi veya sülalenin devam etmesi için erkek çocuk daha çok istenir ve arzulanır. Ramazan YILDIZ ‘ın gönderdiği Veli Sıkı’nın eşi Ayşe Sıkı’nın Eğridir’de hastanede yatarken ölmeden önce söylediği erkek çocuk özlemini anlatan ağıtın bir kısmını örnek olması maksadıyla ekliyoruz…
“ Yalınız evdeyim yoktur bakanım.
Kapıyı açıpta yola çıkanım.
 Bir oğlan verseydin acep ne olur.
Hiç yoğumuş elimden tutanım.
 
Yanan yerlerde otlarmı biter.
Oğlansız ocakda tütünmü tüter.
 Var allahım bunlardan beter.
 Allah beterinden bizi saklasın.
............
Kapat kapımı kimse girmesin.
Yakın ışığımı eller bilmesin.
İntizar almışım bilmiyom kimden.
Yaradanım sana oğlan vermesin.”
        Çocuğu olmayan çiftlere tedavi konusunda yol gösterilip yardımcı olunur. Doktora gidilmeden veya gidildikten sonra kadınların "bağlanması" çok uygulanan adetlerdendir.

     Bağlanma:
    
 
Çocuğu olmayan kadınlar veya ard arda kızı olup erkek çocuk isteyenler ilk etapta Karaadil tekkesine giderek namaz kılıp dua ederler."Allahım burada yatan sevgili kulunu elçi yaptım, bana bir çocuk verirsen bu zatın ismini ona vereceğim." deyip tekkeye başörtüsü bağlarlar. Eğer o sene içinde çocukları olursa erkeğe Adil kıza ise Adile ismini koyarlar. O tekkeye bağlanıp çocuk sahibi olamayanlar "Veli Kuyusuna""Mahmut Türbesi"ne vb.tekke veya yatırlara giderler. Bu türbelerin ziyareti sonucu çocuk doğmuşsa ”Allah’a Şükür” maksadıyla adak kesilir.
            Hamile kalan çiftlerin sevinçleri paylaşılır. Hamilelik sürecinde  "çocuk düşmemesi" için tavsiyelere bulunulup,yardımcı olunur.Hamileliğin ilerleyen zamanlarında zor işlerde çalışmasına müsaade edilmez,büyük küçük tüm aile bireyleri tarafından ”iki canlı” olarak görülen gelin “el üstünde” tutulur
 

 
 
Aşerme:
     Hamileliğin belirtilerinden olan aşerme de kadının canı ekşi isterse kızı, tatlı isterse oğlu olacağına inanılır, Aşeren kadın istediğini yiyemezse,çocuğun vücudunda kadının istediği yiyeceğin lekesi olur. Aşeren kadının canı istediği şey kadının yada yakınındaki kadınların kendi imkânlarıyla veya eşinin yardımıyla bulunmaya çalışılır. Erkeklere veya büyüklere böyle şeyler söylenmesi ayıp sayılır.

CİNSİYETİNİ BİLMEK:
           Hamile kalındıktan sonra bilhassa kadınlar arasında,doğacak çocuğun cinsiyeti konusunda tahminler yapılır. Bir koyunun kafası kaynatılır. Daha sonra alt çenesi ile üst çenesi ayrılır. Alt çenede yer alan kemiğin ucu püsküllü olursa erkek, püskülsüz olursa kız olacağına inanılır. Annenin canı ekşi isterse kızı, tatlı isterse oğlu olacağına inanılır.
"Kadın sağına yatarsa erkek, soluna yatarsa kızı olur" derler. Kadının yüzü güzelleşmişse oğlu, çirkinleşmişse kızı olur. Oğlan ağır, kız hafif olurmuş. Hamile kadın hareket ederken zorlanırsa oğlan, hızlı hareket ederse kızı olur. Hamile kadının karnı yassı ise kız, sivri ise çocuk erkek olur. Benzeri tahminler yapılır. Ama son zamanlarda teknolojinin gelişmesiyle ültrasona girilerek kesin sonuca ulaşılır

Çocuk Doğumu:
          Kasabamızda doğumlar, genelde sağlık kuruluşlarında yapılır. Sağlık ocağımız tarafından “hamilelik” ve doğumdan sonra da çocukların aşıları takip edilir.Ulaşım imkanlarının zor olduğu yıllarda mecburi olarak evde yapılan doğumları ”ebe” adı verilen “işi bilen” kadınlar yaptırırlardı.
         Çocuk doğumu erkek ve kız evinde sevinçle karşılanır. Çocuk doğduğu gün eskiden “kokmasın” denilerek tuzlanırdı.Belli bir süre sonra yıkanır ardından da kundaklanırdı. Kundaklama çocuk doğmadan tedarik edilen özel toprakla yapılırdı. Çocuk yatırılacağı zaman toprak ısıtılıp, kundak bezinin üzerine dökülerek, çocuğun bacakları uzatılıp,sarılırdı. Bacaklarının pekişmesi ve düzgün olarak kalması amaçlanırdı.
        Annenin doğum yapmasından sonra geçmiş olsuna gelenler,yanlarında meyve suyu veya bisküvi türü hediyeler getirirler.

GÖBEK BAĞININ GÖMÜLMESİ:
           Doğumların çoğunluğu hastanelerde gerçekleşir. Evde doğum yapıldıysa öncelikle çocuğun göbeği kesilir. Anne ve bebek arasındaki bağ kopartılmış olur.Kesilen göbeğin saklanması ve korunması,çocuğun cinsiyetine göre değişmektedir. Bebeğin annesi veya yakınları bebeğin göbek bağını kız ise evin önüne(eve bağlı kalsın boş gezmesin)erkekse daha çok okul veya cami avlusuna gömerler (âlim, makam mevki sahibi olsun)diyerekten... Ancak son zamanlarda kız olsun erkek olsun ayırmadan, okuması için okul duvarının aralıklarına konmakta veya bahçesine gömülmektedir. Çocuğun "eş"ine, göbek bağı gibi kendinden bir parça olduğu inancıyla önem verilmekte, toprağa özenle gömülmektedir.


Bebeğe İsim Koyma:
        Eskiden isimleri aile büyükleri verirken,son zamanlarda anne,babanın isim seçtikleri daha sık görülmektedir. Uzun süre çocuk sahibi olamıyanlar veya kız çocuklarından sonra erkek çocuk için tekkelere bağlananlar bağlandıkları tekkenin isimlerini koyarlar.                             Kasabamızda "Adil ve Adile" isimlerinin yaygınlığı bu isim vaadinin sonucudur. İlk doğan   çocuğa erkek ise kayınbabanın yaşasa da ölse de ismi verilmesi sık uygulanan adetlerdendir. Aileden ebediyete göçmüşlerin isimleri yaşatılmaya çalışılır. Ard arda kız çocuğu doğurup erkek çocuğu olmasını isteyenler, Döndü, Dilek,Özlem gibi isimler koyup sonraki doğacak çocuklarının erkek olmasını isterler. Bebekleri ard arda yaşamayıp ölenler ise doğan çocuklarına "Yaşar" ismini koyarak bebeğin yaşayacağına inanırlar. Bayramlarda, kandil gecelerinde, mübarek üç aylarda doğanlar "ismiyle "geldiğine inanılarak Ramazan,Şaban;Recep,Kadir,Bayram,Mevlit gibi isimler konur. Ailenin büyüğü veya hoca tarafından bebeğin ismi sağ kulağına ezan sol kulağına da kamet getirilip ismi üç defa söylenerek verilir.



 
LOHUSA(LOĞUSA) DÖNEMİ:
        Doğum yapan lohusa kadının zayıflayan vücuduna ve zayıflayan mikroorganizmasının güçlenip, ruhen ve bedenen tam sağlığa kavuşmasına kadar dikkat edilir.Bilhassa tıbbın ve ulaşım imkanlarının bu kadar yaygın olmadığı yıllarda evde ,yaylada,tarlada vb. yerlerde zor şartlarda doğum yapan kadınlar iyileşme sürecinde gözetlenir ve kollanırdı.Ama lohusalık döneminde günümüzde de dikkat edilir.
         Lohusa kadının evin dışına pek çıkmasına müsaade edilmez.Çıkması gerekirside cin, peri gibi varlıkların yaşadığı yerler olarak kabul edilen yıkıklar, küllükler mezarlık vb. yerlerden de geçerken besmele çekmesi ve "destur" istemesi özellikle tembih edilir. Bu dönemde, ateşinin yükselip kötü rüyalar görmesine "albastı" olarak tabir edilir.Lohusa kadın evde yalnız bırakılmaz, odadaki aynası örtülür. Çocuk ve kadına kırmızı "al" başörtüsü veya örtü örtülür.Yastıklarının altına bıçak veya demir cinsi konur. Halk içinde yaygın olarak söylenen "lohusanın mezarı açıktır" sözü bu dönemin hassasiyetini göstermektedir.
         Lohusa ve çocuğun doğumdan sonraki kırk gün içerisinde hastalanmalarına "kırk basması" adı verilir. Bu kırk gün içerisinde anne ve çocuğu hastalıklardan, nazardan, kötü etkilerden korumak için çeşitli önlemler alınır. Bunun için kırk gün içerisinde anne de çocuk da ziyarete gelenlerden korunur. Bu süre içerisinde anne ve çocuğun dışarıya çıkmalarına izin verilmez. Kendileri gibi kırklı kadınlarla ve kırklı çocuklarla karşılaşmaları önlenir. Cenaze geçerken çocuk cenazeden daha yüksek bir yere götürülür,kesinlikle cenazeden daha aşağı bir yerde bulundurulmaz. Yine gelin konvoyu,geçerken de dikkat edilip üst tarafa çıkması sağlanır.

Kırklama:
    Doğumdan(yaklaşık) kırk gün sonra çocuğu ve anneyi arıtmak, topluma katılmalarını
sağlamak ve hastalıklardan, uğursuzluklardan korumak için uygulanan pratiğe "kırklama" denmektedir. Kırklama âdeta suyun kutsiyetinden istifade ile manevi pisliklerden arınmadır.
Doğum yapan kadın kirli ve “cünüp” olduğundan kötülüklere davet edeceğine inanılmakta,ibadetlerini de ifa edemediğinden dolayı kırklanıp, temizlenmesi gerekmektedir.Annenin kırklanması boy abdesti almasıdır.
       Bebeğin kırklanması için öncelikle oluk altlarından kırk tane minik taş(çiğil) toplanır. Tasa su konup, iğne ve gümüşle beraber taşlar atılır. Çocuk yıkanır. Tas bebeğin etrafında dolandırılarak "60–70 kırkı çıkmış, gitmiş" denir.



 
       Çocuk Görme:
       Kasabamızda genelde “takım”(çocuk elbisesi) alınarak, akşam oturmasına gidilerek yapılır. Damadın ve kızın yakın akrabaları mutlaka çocuğu "görürler".Yakın akrabalar hediyelik altında takabilirler.
 
     Diş Göllesi:
     Bebek,dişlerini ilk çıkardığında oğlan evine,bebeğin,anneannesi, teyzesi ve çok yakın akrabaları gelerek buğdayı su içinde pişirirler."Gölle" adı verilen çerez türü yiyeceğe hep beraber yerler. Ayrılırken de para, altın, tavuk vb. hediyeler bırakırlar. Gelemeyen yakın akrabalara da bebeğin göllesi gönderilir. Onlar da hediyeyle karşılık verirler.
 
       Köstek kırma:
     Eskiden beri devam eden geleneklerimizden biridir. Bebek ilk adımlarını atmaya başladığında bu tören yapılır. Çocuk oturtulur, ayakları birbirine iple bağlanır. İki yarışmacı bir binanın çevresi veya işaretlenmiş bir alanı koşarak gelirler. İlk ipi kopartan kişi yarışmayı kazanır. Hediye olarak da yarışmacılara kişinin maddi durumuna bağlı olarak para, lokum, yumurta vb. verilir."Kösteği kırılmış" olan çocuğun daha güzel yürüyeceği ayaklarının birbirine dolaşmayacağına,takılmayacağına inanılır.
 
BEBEĞİN SÜTTEN KESİLMESİ:
Uzun süre tatlı ve hazır gıdaya alışan bebeğin süt musluğunu çabucak bırakması beklenemez. Anne göğsüne biber sürerek veya siyahlaştırarak veya uzun süre "görünmeyerek" bebeği sütten keser.

KIZ ÇOCUKLARININ KULAĞININ DELİNMESİ:
Bebeğin kırkı çıktıktan sonra olabildiği gibi, çocukluk döneminde delinebilir. Fakat kulak memesinin “çivileneceği” düşünülerek,fazla da geç bırakılmaz. Delme işini ehli yapar. Küpe takılmayacaksa deliğin kapanmaması için ip bağlanır. Çocuğun cinsiyeti de belli edilmiş olur
   
 
 
 
Rk site ekleme
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=