Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  Hasatlarimiz-2
 
 
Teknoloji ve Makinelerin unutturdukları ne olabilir. HARMAN ve HASATLARIMIZ – 2
 
Öğle yemeği yenmiş ve biraz dinlenmek için arabanın altında ki gölgede isteyen oturuyor, isteyen biraz şekerleme (uyuyor) yapıyor. Bazılarımız da ıramas destelerinin bir köşesini biraz kaldırıp gölge yaparak sadece kafası ve biraz da vücudunun bir kısmını sokarak dinlenmeye çalışıyordu. Kadınlar yemek malzemelerini topluyor, bulaşık olan kaplar az bir su ile veya toprakla alaburus temizlenip kokmasın diyerek torbaya konmaktadır. Suyun az olması ve yakında çeşme bulunmadığı için idareli kullanılmaktadır. Tırpan biçen amcam biraz erken kalkarak tırpanı bilemek veya dişeme işini yapacak. Kullanma nedeniyle ağzı körelmekte ve ekinleri biçmeyerek zorlanmasıdır.Tırpan, parlak ve siyah renk, el büyüklüğünde kendine has bir taş ile eğeleme yapılır. Günde bir veya iki kez, ağız durumuna göre dişeme işlemi yapılır. Ufak bir çekiç ile yere çakılan küçük örsle ağız kısmı bir sıra ve ince vurmalarla dişemesi yapılır.
 
Motoru (Traktörü) olanlar da arabanın yan ve arka kapaklarını yarı açarak, kapakları ya zincir ile bağlanması yada açılan kapak ebattın da orta boy bir ağaç dolaşarak, sağlamlaştırıp fazla sap yüklenmesi sağlanmaktadır. Ekin veya benzeri hasatların biçilmesi, yaklaşık bir veya bir buçuk ay sürmekte idi. Öncelikle tüm biçim işlemleri biter daha sonraları biçilen bu hasat toplanıp araba ve kağnılarla harmana çekilmesi tamamlanırdı. Ekinler biçilirken bir müddet sonra biçerdöverler kasabamıza gelir ve pazar yerinde beklerlerdi. İsteyen ve durumu iyi olan kişiler düz kısımlarda bulunan ekinlerini biçere biçtirmek için götürürlerdi. O zamanki duruma göre gerek samandan ve gerekse diğer etkenlerden kayıp olmaması için biçere fazla biçtirilmezdi. Kendi imkanlarıyla biçim ve diğer işlemi yapacak olan kişiler sabah ezanıyla başlar gece basıncaya kadar devam ederdi. Biçerler ise, sabahın er vaktine kadar veya gece geç vakitte hafif kırağı düşünceye kadar devam ederdi. Çünkü, sabaha karşı veya geç saatten sonra biçerler sap ve kelleyi, havanın neminden dolayı ayırtmıyor diyerek biçmezler veya biçtirilmezdi.
 
Bu arada harman yerleri hazırlanmakta olup, erken olan ve biçilen bazı hasatlar getiriliyor, arpa ve buğday ile karışmaması için gerekli işlemden sonra yerine götürülüyordu. Biçme işini bitiren kişiler yavaş yavaş kelleli ve kellesiz saplarını getiriyordu. Getirilen saplar harman yerinin durumu ile yıllar boyunca edinilen bilgiler ışığında rüzgar yönüne göre dökülüp hazırlanıyordu. Kelleli saplardan uygun miktar, hemen önünün uygun yerine ve yaklaşık on onbeş metre çapında, bir daire şeklinde ve yarım metre yüksekliğinde yayılır. Atlar veya eşekle üzerinde gezilerek bastırılır ve sapların oturması sağlanır. Daha sonra at veya eşek koşumlarıyla düvene (düğene) takılarak ayrılması, kırılması, saman olması için düvenle dönülürdü. Düvenin üzerine bastırması için uygun bir ağırlık konur, bir kişi de üzerinde durarak devamlı dönerdi. Yememesi veya süratli olması için at ve eşeğin ağzına torba takılırdı. Hızlanması ve eşit şekilde olması için zaman zaman dirgenle alt üst şeklinde karıştırılarak tekrar dönmeye devam edilirdi.
 
Kelleli sapın düvenle dövülmesinden sonra uygun şekilde toplanarak tınas yapılırdı. Tınaslar (Tınaz) bir metre kadar yükseklikte, sekiz on metre uzunluğunda ve bir iki metre genişliğinde olurdu. Mevcut insan ve ekin durumuna göre ya hepsini aynı şekilde yapılır, yada yapılan savrularak tekrar yapılırdı. Savurma işlemi yaba ile yapılır ve tınasın bir ucundan başlanarak buğday bir yana saman bir yana olacak şekilde ayrılırdı.Yabayla karışık saman havaya kaldırılıp hafifçe rüzgar yönüne doğru döndürülüp samandan ayrılması kolaylaştırılır. Rüzgarın etkisiyle saman üç beş metre öte gider, buğday ise tınasın rüzgar yönü tarafı kenarında birikirdi. Daha sonra buğday bir yere saman bir yere toplanarak eve götürülmesi için hazırlanırdı. Harman ve hasat bitinceye kadar bu işlem devam ederdi.
 

Dirgen, sap ve samanın toplanması, karıştırılması ve araba ile kağnıya yükleme esnasında üstünde çiğneyen kişiye kolaylık sağlardı. Önceleri iki çeşit vardı. Birincisi tamamen ağaçtan olup ucu iki çubuklu idi. Sapı normal kürek sapı gibi olup ucunda yirmi santim kadar -V- şeklinde, parmak kalınlığında iki çubuktan oluşur. İkincisi ise, normal kürek sapının ucuna takılan ve ince demirden yapılan, yirmi santim kadar uzunluğunda üç veya dört çubuktan olan geniş dişli tarak gibi bir alettir.Yaba, tamamı ağaçtan ve hafif olan, ucu kalın dişli tarak gibi küreğe benzer bir tarım aletidir. Harman savurmaya ve saman yüklerken samanın toplanması ile aktarılması için kullanılırdı.
 
Harmanlar genelde kasabamızın içinden geçen asfalt yolun alt kısımlarındaki evlerin olduğu yerlerdi. Şimdi hiç birisi kalmadı ve artık harman yeri veya harmancılık diye bir şey kalmadı. Köyümüzde bir tek Kamanın Ali (sotali) harmanını evinin yanında yapardı. Kağnısı ile saplarını köyün içinden geçerek evde biriktirir ve işlemlerini yapardı. Harman yerinde işlem bittikten sonra, buğday ve arpalar adam boyu olan ve ortalama elli cm. enindeki ip çuvallarla evlere çekilir. İp çuvalları her aile kendi evinde bulunan ıstarlarda, koyunların yününden yaptıkları iplerle dokurlardı. Samanlar ise, gerek kağnılar ve gerekse diğer motor arabalarının kenarlarına hasır çekilerek kapakları yükseltilir, altlarına da aynı şekilde küçük hasırlar veya diğer bezlerle kapatılıp, örülerek çekilirdi. Samanlar, arabaya ve samanlığa atkı ile atılarak yüklenir veya konardı. Samanlıkta ve arabada yaba yardımı ile aktarılır, birkaç kişi tarafından çiğnenerek sıkıştırılıp fazla alması sağlanırdı. Tüm bu işlemler yapılırken komşu komşuya, akraba akrabaya ve herkes birbirine yardım eder olası kötü hava şartları için hızlandırılırdı. Buna da bulmaca veya diğer kitaplarda imece dendiğini biliriz. Saman atmak veya yüklemek için kullandığımız atkıya yabanın dedesi diyebiliriz. Çünkü, yabanın sapı hariç normal büyüğünü ve uzun çubuklusunu düşünürsek nasıl olduğunu çözeriz. Son zamanlarda bunu da demir ve saçtan yapıldığını görmüşüzdür.
 
Harman yerinde bulunan biçer ile biçilen ekinlerin sapları ya aynı şekilde yada zamanın ileri tarım aleti olan kara patoz ile saman yapılırdı. Kellesiz bu tür saplar genelde kara patoz ile dövülürdü. Genelde motorların arka kısmında kasnak denilen bir alet bulunurdu. Buralara takılan uzun kayışlarla patoz çalıştırılır. Anadat ile içine saplar atılır ve atkı ve yaba yardımıyla arkadan samanlar alınıp biraz geriye doğru aktarılırdı. O zamanlar Badelerin mavi renkli super major isimli motorları sağ yandan kasnaklıydı. Motor ile patoz arasındaki kayışlar yirmi santim genişliğinde,sekiz on metre uzunluğunda ve daire şeklinde olurdu. Motor ile patoz ortalama sekiz on metre aralıkta dururdu. Kasabamızın yakınındaki harman yerleri haricinde değişik mevkilerde de harman yeri vardır. Bunlar, ulaşım ve yeri itibarıyla gerek mevkiinin bağımsız olması ve gerekse çok eskiden gelme yerleşim yerinin bulunmasından gelmektedir. Bu harman yerlerinin bazılarında su kuyusu dahi mevcuttur. Bunları Bambul öreni, Develi bucağı (kuyusu), Çatak gediği, Büyük ve küçük aygır ovası, Gavur gediği, Bakırcı bucağı ile yamanlı çeşmesi gibi başlıcalarını sayabiliriz.
 
Tüm bunların yanı sıra iki hatıramı anlatmadan geçemeyeceğim. Rahmetli Bade dedem harman zamanı her yıl değişik kişileri hizmetkar (işçi, günlükçü, yevmiyeci) olarak tutardı. Yaklaşık iki üç ay kadar çalışırlardı. Yaşım çok küçüktü tam olarak yıl hatırlayamıyorum. Kotuğoğlu (kotuğun Ali) ile mızır amcam bizde çalışıyorlar. Ağabey ve amcalarım ovadan sap getiriyorlar. Evden benim ile öğle yemeği gönderdiler. Ben harman yerinde bekleyeceğim geldiklerinde öğle yemeğini yiyeceklerdi. Çocuk işte beklerken bir sap tınasının yanında uyumuş kalmışım. Daha sonra da oyuna daldığım için o gün bizimkiler akşama kadar yemek yememişlerdi. Yine harman yerinde saplar çekilip bitti. Kara patoz ile saman yapılıyor. Uzun ve sıcak bir günde ikindi zamanıydı. Acıktım ve herkes çalıştığı için kimseye bir şey diyemiyorum.
 Çevreme bakınıyordum. Mızır amcama gözüm çarptı ve ekmek torbasının yanında ekmek alıyordu. Bende yavaş yavaş yaklaştım ve onu izlemeye başladım. Bir yufka ekmeği aldı ve normal bir dürüm yaparak su yatığının yanına gitti. Yatıkdan dürümün içine yavaşça az bir su döktü ve başladı yemeye. Benimde karnım aç ya görünüşü ve kokusu çok hoş geldi. Bende aynısını yaptım ve bir ısırdım ki birinci lokmamı bile yutamadım. Çünkü hamur gibi olduğu için yiyemedi. Kimseye çaktırmadan ıslak ekmeği sapların arasına attım. Mızır amcam yedi bitirdi. Ben ise yine akşama kadar aç kaldım. İşte o zamanlar böyle iki güzel tatlı anım oldu. Bizim harman yeri Ortaokulun (lise) beş altı dönüm batısındaydı.
 
O zamanlar ve öncesi günlerde çeşit ve bolluk yoktu.İmkan ve olanakta yoktu. Domates, satmaya gelen olursa yaz aylarında bulunurdu. Yada Ağustos ayında kendi bahçende olacakta yiyeceksin. Çocuklar yarı kızarmış domatesi bahçede bulunca elleriyle yerlerdi. Karpuz kavun ha keza aynı satmaya gelen olursa veya Ağustos ayında kendi ektiği olursa yenirdi. Şimdi ise dört mevsim var. Tüm bu imkan ve bolluk ile çeşide rağmen o zamanların tadı yok desem haksızlık etmemiş olurum. O zamanların bereketi, kanaatkarlığı, yardım severliği, dostluğu, güveni, sadakatliği, yokluk içinde bolluğu, el açıklığı, sözünün erliği ve kardeşlik ile desteği göremiyorum. İmkan ve olanaklar çoğaldıkça, teknoloji ilerledikçe ve makineleşme hızlandıkça, sanki insanlarda duygu yozluğu, birbirinden uzaklaşma ve garipleşmeler oluşup onların yerini cansız makineler mi alıyor.
 
08.04.2009
 
 
 
Rk site ekleme
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=