Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  sorular ve cevaplar 4
 

 
ana sayfa
en son sorular ve cevaplar
sorular ve cevaplar 2 
sorular ve cevaplar
3

sorular ve cevaplar
5
sorular ve cevaplar
6
sorular ve cevaplar
7
Akif  Hoca yazıları(arşiv)
İsa:Hocam işe gelip giderken yürüyerek gidiyorum.Yol boyunca selavatlar getirip kısa sureler okuyarak geçmişlerimize ve günümüze dua ediyorum.El açmadığım için el fatiha dedikten sonra elimi yüüzme sürmem gerekirmi?Bu alışkanlığımı devam ettireyim mi?

Numan İbnu Beşîr (r.a)’den nakledildiğine göre “Rasulullah (s.a.v): ‘Dua ibadetin kendisidir’ buyurup sonra şu âyeti kerimeyi okumuştur: Rabbiniz: ‘Bana dua edin ki size icâbet edeyim. Bana (dua ve) ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir’buyurdu.”.Ayrıca dua etmek, kişinin yapabileceği en kolay ve en güzel iştir. Çünkü abdestli, abdestsiz, yatarak, oturarak, gezerek, çalışarak, hasılı her halde ve her şartta yapabileceği en kolay ibadettir. Dua yapan kimsenin dili sürekli Allah’ı anacağından kendisine hayır kapıları açılacak ve işleri kolaylaşacaktır. Nitekim İbnu Ömer (r.a)’den rivayet edilen bir hadisi şerifte, Hz. Peygamber (s.a.v), duanın rahmet kapılarını açtığını beyan ederek şöyle buyurmaktadır: “Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah'tan istenen (dünyevî şeylerden) Allah'ın en çok sevdiği şey afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlerin görevi dua etmektir..Duadan sonra ellerimizi yüzümüze sürersek iyi olur. Selam ve dua ile...

Adile:Mrb,hocam inanıyorum namaz kılmam gerektiğinide çok iyi biliyorum ama hocam kılamıyorum.İş güç hepsi oyalıyor,ne yapayım hocam?
Kıymetli kardeşim
 İş namaza mani değildir.Ajandamızın birinci sayfasında namaz olmalıdır.Namaz müslümanın ayrılmaz parçasıdır.Selam ve dua ile..
 REİSCE:Hocam hepimiz memlektimizden ekmek parası veya daha iyi şartlarda yaşamak ve yaşatmak için ayrıldık.İslamiyeti yaşamaya başladık.Sorum şu:biz "hicret"sevabı kazanırmıyız?
Kıymetli kardeşim;
      Hicret sevabı alabilmemiz için bulunduğumuz, doğup büyüdüğümüz yeri Allah için terketmektir.İş için terketmek bize hicret sevabı kazandırmaz. Selam ve dua ile..
***HOCAM DİŞ DOLGUSU YAPTIRDIĞIMIZDA GUSÜL ABDESTİNİ HANEFİ MESEBİNE GÖRE ALMAYA DEVAMMI ETMELİYİZ YOKSA MALİKİ MESEBİNE GÖREMİ ALMALIYIZ

       Değerli Kardeşimiz;Hanefî mezhebine göre ağız ve burnun içi vücudun dış kısmından sayılmaktadır. Bundan dolayı farz olan gusül esnasında ağız ve burna su verip iç kısmını ıslatmak gerekir. Diş dolgusunun ve kaplatmanın gusle mâni olduğunu söyleyen kimseler bu esastan hareketle, dişine kaplama ve dolgu yaptıranların gusüllerinin sahih olmadığı kanaatini taşımaktadırlar.Bilindiği gibi, diş çürüyünce ve içi oyulunca, ya çekilip protez yapılmakta veya oyuk kısım doldurulmaktadır. Protez esnasındaki yandaki dişler inceltilerek üzerine kaplama geçirilmektedir. Hâliyle bu tedavi bir zaruretten dolayı yapılmaktadır. Zaten bugün diş tedavisinde bu iki yoldan birisi mutlak sûrette uygulanmaktadır. Dolgu yapılmadığı takdirde çürümeye engel olunamadığından, çürüyen diş kaybedilmektedir. Bunun önüne geçmek için de dolgu yapılarak diş uzun bir müddet muhafaza altına alınmaktadır. Böylece bu muamelenin zaruret olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.İşte böyle bir zaruretten dolayı dişe dolgu yaptırılır veya kaplatılırsa, artık o dolgu ve kaplama maddesi dişin kendisinden sayılır. Bu bakımdan da gusle bir engel teşkil etmez.
         Bu meseleye ışık tutacak bir hadise Asr-ı Saâdette de meydana gelmişti. Sahabîlerden Afrece bin Es’ad’ın İslâmiyetten önce vuku bulan bir savaş esnasında burnu kesilmişti. Bundan sonra gümüşten bir burun taktırdıysa da kötü bir koku neşrettiğinden rahat edemedi. Sonunda durumu Resulullaha (a.s.m.) anlattı. Peygamber Efendimiz, altından bir burun yaptırıp taktırmasını tavsiye etti.
1-İşte bu hadisten hareket eden, başta İmam Muhammed olmak üzere bazı İslâm âlimleri takma ve doldurma diş yaptırmada bir mahzurun bulunmadığını; hattâ bunun altın madeninden yapılması hususunda ruhsat bulunduğunu ifâde etmektedirler. Bu meselenin esasını, meâlini verdiğimiz hadis-i şerifin izahında bulmak mümkündür.
2-Ayrıca boyacının tırnağındaki boya, dişlerinin arasındaki ve oyuk dişin içindeki yiyecek artıklarının gusle mâni olmadığı fıkıh kitaplarımızda ifâde edilmektedir. Dış dolgusu da buna benzer bir durumdur. Diş arasındaki yemek artıklarını gidermek ve tırnaktaki yağlı boyayı temizlemek mümkün olsa da, gusül esnasında dolgu yapılan dişin içini boşaltıp yıkamak mümkün değildir. Bunun için dolgu da gusle mâni olmaz.Diş kaplaması veya dolgusu bir zarûretten dolayı yapılırsa, ki umumiyetle öyledir, bu bir nevi çürüyen dişi tedâvi şeklidir; o zaman gusle mâni olamaz. Bu zarûretin dindar ve selâhiyetli bir doktor tarafından tesbit edilmesi gerekmektedir. Bu vasıfta bir doktorun tavsiyesi ile yapılan kaplamanın dinen bir mahzurunun olmadığını ve altta kalan dişin, ağzın görünen kısmından çıkıp, görünmeyen kısmın hükmüne geçtiğini ifâde eden Bediüzzaman Hazretleri bir mektubunda, bir sual vesilesiyle bu durumu şöyle izah eder:“Kaplamanın altının gusülde yıkanmaması guslü iptal etmez. Çünkü, üstündeki kaplama yıkanıyor, onun yerine geçiyor. Evet, cerihaların (yaraların) üstündeki sargıların zarar için kaldırılmadığından ceriha yerine yıkanması, şer’an o yaranın gusli (yıkanması) yerine geçtiği gibi, böyle ihtiyaca binâen sabitkaplamanın yıkanması dahi dişin yıkanması yerine geçer, guslü iptal etmez. Ve’l-ilmü indallah, madem ihtiyaca binaen bu ruhsat oluyor, elbette yalnız süs için, ihtiyaçsız dişleri kaplamak veya doldurmak bu ruhsattan istifâde edemez. Çünkü, hattâ zarûret derecesine geldikten sonra böyle umûmü’l-belvâda eğer bilerek sû-i ihtiyariyle olsa o zaruret ibâheye (mübah olmasına) sebebiyet vermez. Eğer bilmeyerek olmuş ise zarûret için elbette cevaz vermez.”
3-Ancak çıkarılıp takılabilecek diş ve protezlerin gusül sırasında, ağzı yıkarken çıkarmak gerekir.Bu mesele sadece Hanefi mezhebinde mevcuttur. Diğer mezheplere, meselâ, Şâfiî mezhebine göre gusülde ağzın yıkanması farz olmayıp sünnettir. Bu mezhebe göre, dişin gerek dolgu, gerekse kaplama ve protez yapılması hiçbir şekilde gusle mâni olmaz.Ancak bu mes’elede iki cihet vardır. Onu hatırdan çıkarmamalıyız. Biri, diş dolgu ve kaplamasına Tabib-i Hâzık dediğimiz dindar ve selâhiyetli bir doktorun gerek görmesi... Şâyet böyle bir doktor bunun ihtiyaç olduğunu ifade etmişse bu tedavi yapılır, gusle mani görülmez, ifade ettiğim müsaadeden istifade edilir. Bir de böyle bir doktor, ihtiyaç olarak görmemiş buna gerek olduğunu ifade etmemiş, lâkin süs ve zinet olarak taktırmak istemiş, sırf gösteriş arzusundan buna lüzum görmüş.İşte bu ikinci anlayıştan hareketle dişini kaplatanlar, birinci derecedekilere verilen ruhsattan istifade edemezler. Böylelerinin guslü sahih olmaz. Zira bir ihtiyaçtan, selâhiyetli bir doktorun gördüğü lüzumdan hareket etmiyor. Süs ve zinet olsun için buna tevessül ediyor. Mecbur olmadan yaptırıyor.Doldurma ve kaplama dişlerin gusle mani olduğu söylentileri bu ikinci kısım doldurmaya ve kaplamaya âit olsa gerektir. Bunu yanlış anlayanlar, dindar ve bilgili bir doktorun ihtiyaç olarak göstermesiyle yapılan dişlere de şâmil bir hüküm zannediyorlar, böylece huzursuzluğa düşüyor ve yanılmalara mâruz kalıyorlar.Nitekim değerli fıkıh kitabı Mülteka şerhinde fetva kitabından naklen şöyle deniyor:
— Dişini mecburen doldurtan kimse, gusülde bu dolguyu söküp atması mümkün olmayınca, dolgunun üzerinden geçen suyla iktifa ederse, guslü sahih olur mu?
Elcevap: Olur. Şüpheye mahal kalmaz. Selam ve dua ile...

R:ALP:meraba hocam,cenazenin defninden sonra herkes ayrılırken hoca geride kalıp duamı ediyor?
Ölen kimse adına Kuran okumak ve Telkin vermek

Bir müslüman kabrinde gömüldükten sonra orada, bir deve boğazlanıp paylaşılacak kadar bir zaman bekleyip Kur'ân okumak güzel görülmüştür. Çok kez "Mülk, Vakıa, İhlâs ve Muavvizeteyn sûreleri, sonra Fatiha ile Bakara sûresinin başı okunur. Sevabı da, cenazenin ve diğer iman sahiblerinin ruhlarına bağışlanır. Ölünün bağışlanması için Yüce Allah'a dua edilir. Cenaze toprağa gömülür gömülmez din kardeşlerinin hemen oradan dağılmaları uygun değildir. Cenazenin ruhu, onların bulunuşu ile alışkanlık kazanır, yöneltilecek sorulara hazırlanmış olur ve Yüce Allah'ın mağfiretini gözetlemiş bulunur.
Resulü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bir cenaze gömüldükten sonra hemen geri dönmezdi. Bir müddet mezarı başında durur ve cemaata karşı şöyle buyururdu: "Kardeşiniz için Yüce Allah'dan mağfiret isteyiniz ve kendisine sükûnet ihsan buyurmasını dileyiniz. O, şimdi sual görecektir."
Mükellef çağına girip de gömülen bir müslümanın mezarı başında "Telkîn" verilmesi meşru görülmüştür. Şöyle ki: Mezara gömüldükten hemen sonra, iyi hal sahibi bir kimse kalkıp ölünün yüzüne karşı durur. Ona hitaben: Ya falan; Yebne fülane! (Ya Osman! Ya Zeyneb'in oğlu, gibi) diye üç kez seslenir. Ölünün ve anasının adlarını bilmezse: Yâ Abdellah; Yebne Havva! denilir. Sonra da şöyle söylenir:
"Ya Abdellah! Yebne Zeyneb; Üzkür ma künte aleyhi min şehadeti en lâ ilahe illallah ve enne Muhammeden Resûlüllah ve enne'l-cennete hakkun vennare hakkun ve ennelba'se hakkun ve ennessaete atiyyetün lâ reybe fîha ve ennellahe yebasü men fil kubûr. Ve enneke rezîta billahi Rabben ve bil-İslâmı dinen ve bi-Muhammedin (sallallahu aleyhi ve sellem) nebiyye'en ve bilkur'ani imamen ve bilkâbeti kıbleten ve bilmü'minine ihvana. Rabbiyellahu lâ ilâhe illâ hü. Aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbü'l-Arşi'l-azîm."
Anlamı: "Ey Abdullah! Ey Zeyneb oğlu! Hayatında inandığın ve devam ettiğin şekilde: "Eşhedü en lâ İlâhe illallah ve enne Muhammeden Resûlüllah" şehadet kelimesini söyle. Şübhesiz cennet hakdır (mevcuttur). Cehennem hakdır, öldükten sonra dirilmek hakdır, kıyamet haktır; bunda şübhe yoktur. Yüce Allah kabirlerde olanları diriltip mahşer yerinde toplayacaktır. Sen hatırla ki, Allah'ın Rab olduğuna, dinin İslâm oluşuna, Muhammed Aleyhissalatü vesselamın peygamber olduğuna, Kur'ân'ın imam, Kabe'nin kıble ve mü'minlerin kardeş olduğuna razı bulunmuş idin.
Üç kez de şöyle denilmesi âdet olmuştur:
"Ya abdellah! Kul lâ ilâhe illallah. Kul Rabbiyellahu ve diniyel-İslâmü ve nebiyyi Muhammedün. Aleyhi's salâtü vesselam. Rabbi, lâ tezerhü ferden ve ente hayrül-varisin."
Anlamı: "Ey Abdullah; De ki: Allah' dan başka ilâh yoktur. De ki, Rabbim Allah'dır. Dinim İslâm'dır. Peygamberim Muhammed Aleyhisselâm'dır. Ya Rabbi! Bu ölüyü yalnız bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın."
Umulur ki, bu gibi okuyuşlar ve telkinler sebebiyle Yüce Allah ölüyü bağışlar ve kabir sualinin cevabını kolaylaştırır.
Hanefi fıkıh alimlerinin bir görüşüne göre, gömüldükten sonra telkîn yapılması ne emredilir, ne de yasaklanır.
(Malikîlere göre, telkîn ölüm döşeğinde mendubdur. Gömüldükten sonra yapılması mekruhtur. Şafiîlerle Hanbelîlere göre telkîn yapılması müstahabdır.)
Bir müslüman kıldığı namazın, tuttuğu orucun, okuduğu Kur'ân'ın, verdiği sadakanın sevabını, ister hayatta olsun ve ister olmasın, bir müslümana veya bütün müslümanlara hediye edebilir; bu caizdir. Bu sevab onlara verilir ve her birinin aynı sevaba kavuşacağı Allah'ın ihsanından beklenir.
Kabirden çıkan toprağın fazlasını kabrin üzerine atmak mekruhtur fakat İmam Muhammed'e göre bunda bir sakınca yoktur. Definde bulunanların kabir üzerine üçer avuç toprak atmaları ilk defasında: "Minha halaknaküm (sizi topraktan yarattık)", ikincisinde: = "Ve minha nuîdüküm (sizi toprağa çevireceğiz)", üçüncüsü: = "Ve minha nuhricüküm tareten uhrâ (diğer bir defa daha sizi topraktan diriltip çıkaracağız)", demeleri müstahabdır.
Kabir üzerine su serpmekte de bir sakınca yoktur.
Kabirler topraktan birer karış veya daha az yükseltilir. Deve hörgücü gibi yapılması mendubdur. Düz bir şekilde yapılmaz ve kireçlenmez. Fakat dağılan bir kabir toprak ile düzeltilebilir.
Cenazelerin gündüzün gömülmesi müstehabdır. Geceleyin gömülmeleri de mekruh değildir. Ancak zorunlu bir hal olmadıkça geceleyin gömülmemelidir.
Gemide ölen bir kimse, eğer uzaklık veya herhangi bir sebeble karaya çıkarılamayacaksa ve beklemesi ile bozulacağından korkuluyorsa, yıkanır ve kefenlenir. Sonra üzerine namaz kılınarak sağ tarafı üzerine kıbleye karşı denize bırakılır.
(İmam Ahmed'den nakledildiğine göre, böyle bir ölüye ağır bir şey de bağlanır ki, denizin dibine gidebilsin. İmam Şafiî Hazretlerinin açıklamasına göre de, eğer İslâm ülkesine yakın ise, ölü iki tahta arasına sıkıca bağlanıp denize atılmalıdır ki, sular onu bir sahile atsın da müslümanlar tarafından alınarak gömülsün. Bize de böyle nakledilmiştir.)
Ölmüş veya öldürülmüş olan kimseyi, bulunduğu yerin mezarlıklarından birine gömmek müstahabdır. Gömülmeden önce, bir ve iki mil uzaklıkta bulunan başka bir mezarlığa götürülmesinde de bir sakınca yoktur. Daha uzak yere götürülmesi konusunda ihtilâf vardır. Bir görüşe göre, sefer müddetinden daha uzak bir yere gömülebilir. Bunda kerahet yoktur. Fakat gömüldükten sonra artık çıkartılıp taşınamaz; ancak başkasının yerine gömülmüş olmak gibi zaruri sebeblerle olabilir.
(Malikîlere göre bir ölü gömülmeden önce de, sonra da başka bir yere, şu şartlarla götürülebilir: Ölü taşınırken durumu bozulmamalı, hürmette aykırı ve haraketi mucib bir hal olmamalı. Ayrıca naklini gerektiren sebeb olmalı. Su baskını korkusu, ailenin ziyeret edebilmesi için yakın olma düşüncesi ve gideceği yerin bereketi gibi bir sebeb bulunması... Bu üç şarttan hiç biri bulunmazsa, taşınması haram olur..
Hanbelîlere göre de, sahih bir maksada dayanarak cenazelerin gömülmelerinden önce de, sonra da başka yere taşınmaları caizdir. İyi bir kimsenin yanına veya mübarek bir yere taşınması gibi... Yeter ki, kokusunun değişmeyeceği kanaatına varılmış olsun.
Şafiîlere göre, cenazeleri başka yerlere taşımak esasen haramdır. Eğer ölülerini kendi beldelerinden başka bir yere gömmeyi âdet edinmişlerse, oraya taşıyabilirler. Bir de Mekke-i Mükerreme'ye, Medine-i Münevvere'ye Beytü'l-Makdis'e ve iyi kimselerin mezarlığına yakın bir yerde ölenlerin, rayihaları değişmedikçe buralara taşınmaları sünnettir. Bununla beraber bunların taşınmadan önce yıkanıp kefenlenmesi ve üzerlerine namaz kılınmış olması gereklidir. Değilse taşınmaları haramdır. Gömüldükten sonra taşınmaya gelince, bu ancak zaruret halinde olabilir. Haksız yere ele geçirilmiş bir araziye ölüyü gömmek gibi. Sahibinin isteği üzerine oradan başka bir yere götürülmesi caiz olur.
İmam Maverdî'nin açıklamasına göre, yıkanmadan gömülmüş olmak, gömülen yeri su basmak ve rutubet çekmek de, kabrin açılmasını ve ölünün başka bir yere taşınmasını gerekli kılan sebeblerdendir.
Ölünün velisi, ölünün gömülmesinden bir gün sonra yedinci güne kadar kolayına gelen şeyi fakirlere sadaka vererek sevabını ölüye bağışlamalıdır. Bu, bir sünnettir. Buna gücü yetmezse, iki rekat namaz kılarak sevabını ölüye bağışlamalıdır. Fakat ölü sahiblerinin birinci ve üçüncü günlerde veya bir hafta sonra ziyafet vermeleri mekruhtur.  Ancak ölünün komşularının veya uzak akrabasının yemek hazırlayarak ölü sahiblerine ikram etmeleri ve yemelerine ısrarda bulunmaları müstehabdır. Çünkü cenaze sahibleri kendileri için yemek hazırlayamayacak bir halde bulunabilirler.
Ölü sahiblerinin, yapılacak taziyeleri kabul için, üç gün kadar evlerinde oturmaları caizdir. (Ömer Nasuhi Bilmen, İlmihal)
Selam ve dua ile...
SELMA:s.a hocam size sorum abdessiz (boy abdesi)durmak çokmu günah nekadar abdessiz durulabilir?

      Değerli Kardeşimiz,Bir insanın cünüb olması haram değildir ve cünüb olan bir kişi de pis değildir. Ancak bu durumda olan bir insan gusül abdesti almadan bazı ibadetleri yapamamaktadır.
     Cünüp olan kimseye yasak olan şeyler aşağıya alınmıştır:
1 -Namaz kılmak,
2- Kabe'yi tavaf etmek,
3- Kur'ân-ı Kerîm'e dokunmak ve onu taşımak. Binâenaleyh üzerine âyet-i kerîme yazılı olan madeni veya kağıt paraya abdestsiz veya cünüp olarak dokunmak veya taşımak caiz değildir. (Mecma'ul-emhur c. l. s. 26 )
       Bunun dışında cünüp olan kimse günlük işlerini yapabilir, kadın evinde temizliğini ve diğer işleri yapabilir. yaptığı işlerin hepsi temizdir.
        Cünüp olanların yaptığı bazı şeyler vardır ki, bunlar kendileri için mubahtır. Ancak en kısa zamanda gusül almak iyidir. Özellikle bir namaz vakti geçirmeden yıkanmak ise farzdır. Bununla beraber cünüp olarak yemek içmek, uyumak haram değildir. Konuyu haram ve helal noktasından değerlendirmek böyledir.Selam ve dua ile...

Semiha:Hayırlı cumalar,hocam bazılarının çok çabuk kısmetinin çıkıp evlenmesine rağmen bazılarının daha geç evlenmesi veya evlenemesinin nedeni nedir?

       Değerli Kardeşimiz;Kısmetin kapalı olup olmadığını insan bilemediği için, kendi isteği olan bir şeyi elde etmek için bazı sebeplere teşebbüs etmesi gerekir. Bu sebeplere teşebbüsten sonra şayet istediğimiz şeyi elde edersek, şükrederiz. Şayet istediğimz şey elde edilmez ise, o zaman “hakkımızda hayırlı değilmiş” deyip, verilmediği için ve ahirette isteğimizin daha güzelinin verileceğine iman edip yine şükretmek gerekir.
       Kısmet beklemelerde yanlış yorumlardan uzak kalınmalıdır. Bazı kimselerde yanlış bir kısmet bağlama anlayışı görülmektedir.
   Evham ve su-i zanna kapılan bu kimseler tereddüt etmeden konuşabiliyorlar:
   – Kızımızın ya da oğlumuzun kısmeti bir türlü çıkmıyor, çıkınca da anlaşmayla sonuçlanmıyor, bir bahane bulunup iş bozuluyor! Demek ki kısmetini bağlamışlar. Zaten falan ve filan komşulardan da şüphe ediyoruz.. diye hüküm verebiliyorlar.
     Halbuki Allah (cc), hiçbir insana bir başkasının kısmetini bağlama imkan ve salahiyeti vermemiştir. Bu sebeple, kısmet bağlanması diye bir olay olamaz. Ama kısmet beklenmesi diye bir gerçek olur.
    Demek ki mesele, kısmet bağlanması değil kısmetin beklenmesi meselesidir. 
    Şunu hiç unutmamak gerektir ki, Allah yarattığı kulunun kısmetini asla bağlamaz. O kadar bağlamaz ki, dünyada evlenemeden vefat edenleri bile Cennette otuz üç yaşında en güzel bir Cennet genci olarak olarak evlendirir, kısmetini yine karşısına çıkarır, asla kısmetsiz bırakmaz. Onlar da o zaman asla pişmanlık duymazlar dünyadaki bekleyişlerinden dolayı. Çünkü Cennet evliliği dünyadakiyle kıyaslanamayacak kadar özel ve güzel bir evlilik olur.. Bütünüyle mutluluk ve saadet kaynağı halini alır.
    Bence burada unutulmaması gereken en mühim nokta şu olmalıdır.
    Dünyadaki kısmetini bekleyenler bekleme süresini büyük bir fırsat bilmeli, bu sıralarda kendi özelliklerini geliştirip vasıflarını çoğaltmayı hedef almalı, vasıfsız işçi durumundan çıkıp aranan vasıflı aday özelliğini kazanmalı, kendini bir çok vasıflarla değerli durumuna getirmelidir. Çünkü denklik dünyada da ahirette de esastır. Dünyada vasıflı olanlar Cennette de vasıflılarla evlenirler. Bu bakımdan da kısmet bekleme devresini güzel vasıfları kazanma, çoğaltma devresi olarak düşünmeli, yüksek vasıflılara layık hale gelmeye gayret göstermelidir.Zaten beklemenin bir faydalı yanı da, güzel vasıflarını çoğalt ikazını yapıyor olmasıdır.

ramazan:Mrb hocam,kuranda insanın yaratılması kısmında melekler "bozguncu ve kan dökücülerimi yaratacaksın"diyorlar.Bu bilgiye nereden sahip olabilmişlerdir acaba?

     Değerli Kardeşimiz:Cenab-ı Hak, sual sormaları için izin verdiği zaman melekler istişare esnasında, “Orada kan dökecek ve fitne çıkaracak birini mi yaratacaksın?” diye sormuşlardır
     Meleklerin bu suallerini itiraz mânâsında, hâşâ Allah’ı tenkit şeklinde düşünmemelidir. Çünkü meleklerin Cenab-ı Hakkın fiillerine itiraz etme kabiliyetleri yoktur. Onlar masum varlıklardır. Günah işlemezler ve işleyemezler de. Dolayısıyla, böyle bir itirazda bulunmaya masumiyetleri mânidir.
    Öyleyse, sual sormalarının hikmeti nedir?
    Meleklerin daha önce şahid oldukları bir malumatları vardı. Nitekim daha önce yeryüzünde yaşayan cinler, dünyayı fesada vermişler, orada kan dökmüşler, zulüm yapmışlardı. Melekler bunları biliyorlardı. İnsanların da Allah’a isyan edeceklerinden, yeryüzünde tekrar fesat çıkaracaklarından korktular ve böyle bir sual sordular.
    Melekler bu bilgiye, ya Allah’ın bildirmesiyle vâkıf olmuşlar veya Levh-i Mahfuz’a bakıp oradan öğrenmişler yahut da insana gadabî ve şehevî kuvvetlerin verileceğinden anlamışlardır.
      Selam ve dua ile..

AYŞE:Hocam,kuranda direk olarak başörtüsünü işaret eden ayet varmı?Teşekkürler

        Değerli Kardeşimiz;Önce, kadınların başlarını örtmelerinin dinî yönüne bakalım. Bu hususta Kur'ân-ı Kerimde iki âyet mevcuttur. Bu âyetlerde Cenab-ı Hak gayet açık bir şekilde meâlen şöyle buyurmaktadır:
"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar."1
           "Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zînetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler." 2
          Âyetlerde mü'min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadîs-i şerif âyetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma'ya hitaben şöyle buyurmuştu:"Ey Esma! Bir kadın âdet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir." 3
       Demek ki, buluğ çağma gelmiş olan Müslüman bir hanımın başını kapatması hem Allah'ın hem de Peygamberin emridir. Yani yüz kısmı açık kalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri örtmek farz-ı ayındır. Açmak ise bir farzın terki sayıldığından haramdır. Zaten âyetten de açıkça anlaşılacağı gibi "ırz ve namusun korunması" başı örtmenin bir hikmeti, aynı zamanda bir sebebi sayılmaktadır. Başlarını açan kadınlar ırz ve namuslarım muhafaza etseler de, bu 'Allah'ın emrine uygun bir koruma sayılmamaktadır. Allah ve Resulünün emrini dinlemediği için günahkâr olmakta, büyük bir mesuliyet altına girmiş bulunmaktadır.Bir mü'min kadın için baş açık gezmek haram ve günah olduğuna göre, bu mesuliyetten kurtulmak için ne yapabilir? Yapılacak şey bellidir. Başını kapattığı zaman hayatî bir tehlike veya yanık ve benzeri sıhhî bir mahzurla karşılaşacaksa, o tehlike ve mahzur geçinceye kadar açık bırakılabilir. Fakat böyle bir durum yoksa, kapatmak gerekir.Kapatmayınca ne olur? Başta da söylediğimiz gibi günahkâr olur. Günahkâr olan kimse, bu günahından kurtulmak için tevbe istiğfar eder, Allah'tan affını diler.Al-i İmran suresinde şu mealdeki bir ayeti kerime yer almaktadır:"Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar—İşte onların mükâfatı, Rablerinden bir mağfiret, ağaçları altından ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükâfatı ne güzeldir."4
     Demek ki, bir tövbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır. Bir insan sadece nefsini yenemediğini, çevresinin nasıl karşılayacağını bahane ederek bir haramı işlemeye devam ederse ne olur? Bu husustaki bir hadisin meali şöyledir:"Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah'tan günahı­nın affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur'ân'da ge­çen 'günahın kalbi kaplaması' bu mânâdadır."5 
       Evet, "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var­dır" sözü mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir gü­nahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevî tehlikelere sürükler. Günahın uhrevî bir cezasının olmayacağına inanmaya, hattâ Cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. Yani kalpte yer tutan o günah tohumu zaman içinde—Allah korusun yeşillenerek bir zakkum ağacı haline dönüşebilir.6
       Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın kinlerine kanmamak için bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.Böylece hem Allah'ın emrini her şeyin üstünde kabul ederek bir farzı işlemiş olursunuz, hem de size "başınızı örtmemek" için vesvese veren şeytanı reddetmiş olursunuz. Zaten bir Müslüman hem Allah'ın rızasını kazanma­ya çalışacak, hem de bazı haramları işleyerek şeytanı "küstürmemek" gibi gülünç bir duruma düşecek, bu mümkün değildir. selam ve dua ile
Dipnotlar:
1.Ahzab Sûresi, 59.
2.Nur Sûresi, 31.
3.Ebû Davud, Libas: 33.
4.Âl-i İmrân Sûresi, 135-136.
5.İbni Mace, Zühd:29.
6-Lem'alar, s. 7; Mesnevî-iNuriye, s. 115

naz:s.a. hocam size sorum kadınlarla erkeklerin zina cezaları nedir eşitmidir günah ve cezaları farklımıdır ?neden?

       Değerli Kardeşimiz,
       1- Zina eden erkek veya kadına uygulanan cezalar islam hukukunda aynıdır. Yani bekar ise yüz değnek evli ise recm cezası uygulanmaktadır. Ceza hususunda erkek ve kadın ayrımı yapılmamaktadır.
       2- Uhrevi cezası yönünden ise erkek ve kadından hangisi zinaya daha çok sebebiyet vermiş ise onun mesuliyeti daha fazladır. Örneğin erkek kadını değişik vaadlerle kandırıp zinaya neden olduysa, her ne kadar kendi iradeleriyle bu günahı işlemişler ve her ikisi de zinakar ise de, erkek buna neden olduğu için daha günahkar olur. Eğer kadın erkeği yoldan çıkarmış ve zina etmelerine kadın neden olmuşsa, yine her ikisi de zinakar olmakla beraber, kadın daha çok günahkar olur. Demek ki günahı başlatan ve ona neden olan kim ise o daha günahkar olur.
        3- Allahu teala zinanın hükümlerini açıklarken söze kadınlarla (Nur Suresi, 2); hırsızlıkla ilgili hükümleri bildiren âyette de söze erkeklerle başlamıştır. (Maide Suresi, 38)
       Bu iki ayetin bize vereceği önemli bir ikaz ve uyarı olabilir. Erkeklerin hırsızlık konularında, kadınların da erkeklerle beraberlikleri konularında daha dikkatli olmaları gerektiği anlaşılabilir. Bu açıdan, şefkat ve merhamet kahramanı olan kadınların, kötü erkeklerin oyunlarına gelmemeleri için daha dikkatli ve daha hassas olmaları gerekir. Böylece kadınların, özellikle ahirzamanda kötü insanların tuzaklarına düşmemeleri için bir uyarı olarak değelendirilebilir.
Selam ve dua ile.

İ.karapınar:Hocam,camide kılınan sünnet namazlarda cemaatin değişik yerlerde namaz kılmak için yer değiştirmelerinin sebebi nedir?
Değerli Kardeşimiz;Cemaatle kılınan namazlardan sonra, cemaatin bulundukları yerden ayrılarak sünneti ve tesbihi mümkünse değişik yerlerde yapmaları müstehaptır. İbni Âbidin’de geçen bir rivayete göre, böyle yapmanın sünnet olduğu da söylenir. Farzlardan sonra saffı bozmak bütün beş vakit namazlar için bahis mevzuudur. Sabah ve ikindi namazı hakkında herhangi bir ayırım gözetilmemiştir. Farzdan sonra saffı bozmaktan maksat, namaza sonradan yetişenlerin hâlâ farz kılındığını sanmamaları içindir. Farzdan sonra sünnetin değişik mahalde kılınması, cemaatle kılınan namazlarda da müstehaptır. Mahşerde, seccade ve yerin namaz kılana şehâdet edeceği rivâyet edilmektedir. Bunun için, ne kadar çok yere secde edilirse o kadar mahel insana hüsn-ü şehadet ederler. Çünkü öbür âlemde bütün varlıklar şuurludur ve Allah’ın dilemesiyle konuşurlar.
Selam ve dua ile...
 i.Karapınar:Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki iş yerinden izin CUMA namazına alıp gitmek imkansız hale geldi.Amirine söylüyosun adam ilk defa namaz kılındığını duyuyormuş gibi davranıyor.Bir sürü bahane...Öğlen namazını kılabiliyoruz,gizli saklı ama Cuma namazını kılamamak canımı acıtıyor...alışmayada mecburum ne yapmalıyım hocam..
Öncelikle cuma namazı vaktinde çalışmanın ticaret yapmanın haram olduğunu bildirir.sizin sorunuza gelince , siz patronunuza söylersiniz müsade etmezse vebali ona aittir.Ama siz üzerinize düşeni yani şansınızı zorlamalısınız.
 SELAM VE DUA İLE
Alpertunga:Peki Hocam kaza namazlarını nasıl hesaplıyacağız.Aralıklarla kıldığım zamanlar oldu kılmadığım zamanlarda?
Kaza namazlarını hesaplamak için akilbaliğ yaşını düştükten sonra kaç yıl kılmadı iseniz günde beş vakit olarak çarpıp çıkan rakamı kaza etmeliyiz.
SELAM VE DUA İLE...
İBRAHİM KÖK;Hayırlı günler hocam.Hocam ben daha önce kılamadığım veya kılmadığım farz namazlarını tamamlamaya çalışıyorum inşaallah bitirecem ama benim bir sorum var hocam bilindiği gibi farz namazlarından önce kamet getirilir ben kaza namazlarında her vakte ayrı ayrı kamet getirmem gerekirmi.Şimdide ALLAH razı olsun ALLAH yar ve yardımcın olsun
Her namaz için kamet gerekir.
SELAM VE DUA İLE
Pala Hüseyin Karaadilli:merhaba akif hoca benim sormak istedigim konu cemaatla kabirlikte imamla cenaze namazı kılarken imamı her rekatta allahu ekber dedigindecemaatın çogunlugu nedenkafasını havaya kaldırıyor benim bidigim allahu ekber.allah bir demek ya çogunlugu hayır diyor sizler benim memleketimde imamlık yatınız hiçmi farkına varıpta uyarmadınız yoksa benmi yanlış ögrendim bukonuyu düzeltirsen şimdiden allah razi olsun derim hoşca kal
Kıymetli Pala Hüseyin Abime hürmet ve saygılarımı sunarım.
       Öncelikle soruların cevabını kısa sürede vermeye özen gösterdiğimi bilmenizi isterim.Bu sorunuzunda cevabını verdiğimi hatırlıyorum, ama bir karışıklık oldu sanırım.Ayrıca konunun takipçisi olduğunuz içinde sizi tebrik ederim.Sorunuzun cevabına gelince, cenaze namazlarında bazı kardeşlerimiz tekbir alırken başını kaldırdıklarını soruyorsunuz, böyle bir hareketin yanlış olduğunu, yani başımızın yukarıya doğru kaldırılmaması gerektiğini bildirir saygılar sunarım.
Selam ve Dua ile
ahmet murtaza:hocam anlamakta zorluk çekiyorum,gittikcede iş zıvanadan çıkıyor.Bayanlar başı açık dolaşırken şimdide modernlik adına öleeee tişörtler öle elbiseler giyolarki...Aman allahım.Hem öyle giyinip hemde oruç tutanlar var.Ne dersiniz
Muhterem kardeşim;Çok haklısınız, her halde dünyanın sonunun geldiğinin işareti bunlar.İnsanların haya damarı çatladımı tehlikeyi beklemek lazım.Ne diyelim Allah hidayet versin hepimize...amin
help me:Hocam mahvoldum galiba,yaşım 17,oruçlu iken bir şey olmaz diyerek açık saçık resimlere bakıyordum.Ama olanlar oldu.O esnada gidip boy abdestimi alayım,sonrada 61 gün oruç mu tutayım?veya daha başka çözümmü önerirsiniz.teşekkürler
Değerli kardeşim;Sadece bakmak ve düşünmek sebebiyle gusül abdesti alma durumuna gelen kimsenin orucu bozulmaz. selam ve dua ile
dost:farz namazlarında imam ile kılarken imam içinden okur ken cemaatte içinden okur mu?
Değerli kardeşim;Farz namazlarda cemaatle kılarken öğle ve ikindi namazlarında imam sessiz okurken hanefi mezhebine göre cemaat birşey okumaz. selam ve dua ile
Adil MUT:selamünaleyküm sayın hocam canaze yıkanıp kefene sarıldıktan sonra kızı veya eşi kızkardeşi bunlar yüzüne bakarsa canaze tekrar yıkanırmı sağlıcakla kal
 Muhterem Kardeşim;Cenaze yıkanıp kefenlendikten sonra yakınları bakabilir hiçbir sakıncası yoktur.Selam ve dua ile
CAN:Selamünaleyküm hocam birkaç sorum olacak cevaplarsanız sevinirim. 1-kabir ziyaretlerini nasıl yapmalıyız ne okumalıyız. 2-ölüler ziyarete gelenleri tanırlarmı. 3-ölüler,hayatta olanların hallerini bilirmi. 4-bazan sabah namazına kalkamayıp ,öğle ezanı okunmadan önce sünneti ile farzını kılıyorum bunun hükmü nedir.doğrumu yapıyorum-kıymetli hocam Allaha emanet kalın
 Değerli Kardeşimiz;Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak hanifilere göre hafif ışıyıncaya kadar bırakmak, şafilere göre ise erken karanlık iken kılmak faziletlidir. Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa hanifilere göre namaz bozulur. Kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir. Zamanında sabah namazını kılamayan bir kişi güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra öğlen namazı girmeden kılarsa hem sünnetini hemde farzını beraber kılar.niyet ederken :niyet ettim Allah rızası için vaktinde eda edemediğim bu günkü sabah namazının sünnetin veya farzını kılmaya diye niyet eder.Selam ve Dua ile
 Değerli Kardeşimiz;Bedenler genellikle çürüyüp toprak olduğu ve ruhlar baki kaldığı için "ruhlar alemi" de denilen ölümden sonraki hayat, gaybi konulardandır. Hayatta olan insan ile berzah alemine göçmüş olan kişi ayrı ayrı alemlerdedir. Berzah alemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde aleminde bulunanlar ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz.Mümin ruhların berzah aleminde bir birleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kafirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar.Ölülere Kuran okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir. Ancak bu her ölü için söylemek zordur.
 Değerli Kardeşimiz;Kabir her zaman ziyaret edilebilir. Bu nedenle gece veya gündüz olmasında bir fark yoktur. Haftanın dört gününde ziyaret ise daha faziletlidir. Bu günler Pazartesi, Perşembe Cuma ve Cumartesidir. Cuma namazından sonra güzel olur. Cumartesi günü ise güneş doğana kadar güzeldir. Beraet gecesi gibi mübarek gece ve günlerde de kabir ziyareti yapılır. Üzerine basmak zorunda kaldığı kabirlerin içindekilere hediye etmek niyetiyle Kur’andan sure ve ayetler okuyup kabristanlıktan geçmekte bir sakınca yoktur
 Değerli Kardeşimiz;Kabir Ziyaretinin Faydaları
a) İnsana ölümü ve ahireti hatırlatır ve ahireti için ibret almayı sağlar (Müslim, Cenâiz, 108; Tirmizî, Cenâiz, 59; İbn Mâce, Cenâiz, 47-48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 145).
b) İnsanı zühd ve takvaya yöneltir. Aşırı dünya hırsını ve haram işlemeyi engeller. Kişiyi iyilik yapmaya yöneltir (İbn Mâce, Cenâiz, 47).
c) Salih kişilerin kabirlerini, özellikle Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret, ruhlara ferahlık sağlar ve yüce duyguların oluşmasına yardım eder. Hz. Peygamber'in ve Allah'ın veli kullarının kabirlerini ziyaret için yolculuğa çıkmak menduptur. Bir hadis-i şerifte; "Kim, beni öldükten sonra ziyaret ederse, sanki hayatımda iken ziyaret etmiş gibi olur" buyurulmuştur. (Mansur Ali Nasif, et- Tâc, el-Câmiu'l-Usûl, II, 190).
d) Ziyaret; insanın geçmişi, dinî kültürü ve tarihi ile bağlarının güçlenmesine yardımcı olur.
Ziyaretin Ölüye Faydasıa) Özellikle anne, baba diğer akraba ve dostların kabirleri, ruhları için Allah'a dua ve istiğfar etmek amacıyla ziyaret edilir. Ölüler adına yapılan hayır ve hasenâtın sevabının onlara ulaşacağı sahih hadis ve icmâ delili ile sabittir. Ölüler ziyaret edilirken, onların ruhları için Allah'a dua edilir, Kur'an okunur, yapılan iyiliklerin sevabı bağışlanır. Kabre ağaç dikmek sevabtır. Dikilen ağaç ve bitkinin ölünün ruhundan azabın hafifletilmesine sebep olacağına dair hadisler vardır. Hristiyanların yaptığı gibi kabre çelenk götürmek mekruhtur.Dua ve istiğfarın ölülerin ruhları için faydalı olacağına şu ayet-i kerime de delâlet eder: "Ey Rabbimiz, bizi ve iman ile bizden önce geçmiş olanları yarlığa. İman etmiş olanlar için kalbimizde bir kin bırakma" (el-Haşr, 59/10). Bu konuda varid olan pek çok hadis vardır (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 509; VI, 252; İbn Mâce, Edeb,
b) Ölünün dirileri işitmesi. Kabir ziyareti sırasında konuşulanları kabirdeki kişinin duyduğu ve verilen selâmı aldığı hadislerle sabittir.Abdullah b. Ömer (r.a)'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber Bedir gazvesinden sonra yerde yatan Kureyş büyüklerinin cesetlerine karşı: "Rabbinizin va'dettiği azabın doğru olduğunu anladınız mı?" diye seslenmişti. Hz. Ömer'in: "Ey Allah'ın Resulu! Bu duygusuz cesetlere mi hitap ediyorsunuz?" demesi üzerine, Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Siz bunlardan daha fazla işitici değilsiniz. Fakat bunlar cevap veremezler" buyurmuştur (Ahmed b. Hanbel, II, 121). Bu konuda Hz. Aişe'den, ölülerin işitmesi yerine, Resulullah'ın; "Gerçeği ölünce şimdi daha iyi anlarlar. Nitekim Cenâb-ı Hak'da: "Habibim sen, sözünü ölülere duyuramazsın " hadisi nakledilmiştir. Ancak çoğunluk İslâm bilginleri bu konuda Hz. Âîşe'ye muhalefet etmişler, başka rivayetlere uygun düştüğü için yukarıda zikrettiğimiz Abdullah b. Ömer'in hadisini esas almışlardır (bk. ez-Zebîdi, Tecrid-i Sarih Terc. Kâmil Miras, Ankara 1985, IV, 580).
 Değerli Kardeşimiz;Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak hanifilere göre hafif ışıyıncaya kadar bırakmak, şafilere göre ise erken karanlık iken kılmak faziletlidir. Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa hanifilere göre namaz bozulur. Kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir. Zamanında sabah namazını kılamayan bir kişi güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra öğlen namazı girmeden kılarsa hem sünnetini hemde farzını beraber kılar.niyet ederken :niyet ettim Allah rızası için vaktinde eda edemediğim bu günkü sabah namazının sünnetin veya farzını kılmaya diye niyet eder.Selam ve Dua ile
 RASİM:Meraba Hocam,Cemaatle öğle namazı kılarken 2.rekatta oturması gerekirken imam ayağa kalktı,uyarılara rağmen devam etti.Son Oturuşta selam+sehiv secdesiyle namazı tamamlandı.Tek başımıza namaz kılarken bizde bu şekilde mi yapmalıyız.Selamlar
 Değerli Kardeşimiz;Dört rekatlı bir namazda yanlışlıkla birinci oturuştan sonra selam verildiği takdirde namaz bozulmaz. Selâmdan sonra amel-i kesir veya konuşma olmadıkça namazın geri kalan kısmı tamamlanır. Geciktirmeden dolayı sonunda da sehiv secdesi yapılır.
           Bir kimse dört rekatlı bir namaz kılarken ikinci rekatta oturmadı ise, üçüncü rekatta da oturmaz dördüncü rekatta oturur sehiv secdesi ile namazı tamamdır.
    Bu iki rekatlık bir namazda ise, ikinci rekatta oturmadı ise bunu dört rekata tamamlar sehiv secdesi ile namazını tamamlar. Son kıldığı iki rekat nafile yerine geçer.
Selam ve dua ile
 
ana sayfa
en son sorular ve cevaplar
sorular ve cevaplar 2 
sorular ve cevaplar
3

sorular ve cevaplar
5
sorular ve cevaplar
 
 
Rk site ekleme