Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  Sorular ve Cevaplar 6
 

ana sayfa
en son sorular ve cevaplar
sorular ve cevaplar 2 
sorular ve cevaplar
3
sorular ve cevaplar
4
sorular ve cevaplar
5

sorular ve cevaplar
7
Akif  Hoca yazıları(arşiv)
NUR:hayırlı akşamlar hocam boy abdesti alırken suya el değmiş olmasında abdest kabul olurmu?
Değerli Kardeşimiz;İçinden su alıp yıkanılan kurna veya herhangi bir kaba elin batmasıyla içindeki su pis olmaz. Temizliğinden birşey kaybetmez. Yeter ki, içine dalan elde bir necaset bulunmasın, bir pislik olmasın.
Yıkanırken bedenden sıçrayan mâ-i müstâmel dediğimiz kullanılmış suya gelince, bu su, temizdir ama temizleyici değildir. Bu itibarla, temiz bir suyun içine böyle kullanılmış su damlacıkları düşse, hemen o suyu kirletti denmez, bakılır. Sıçrayan kullanılmış su mu fazla, yoksa kaptaki kullanılmamış su mu fazla? Şâyet temiz suya sıçrayan su damlacıkları azınlıkta, temizsu fazla ise, bununla gusül de yapılır, abdest de alınır. Birkaç damlacık su, kurnadaki yahut kaptaki suyun temizliğine mâni olamaz. Bununla beraber dikkat etmeli, kurnadaki veya kovadaki suya eli batırmadan, tasla alıp ötede dökünmeye gayret göstermelidir. Temizlikte titizlik iman kuvvetinin işaretindendir.
Gerek elin kurnadaki suya batmış olmasından, gerekse yıkanırken su damlacıklarının sıçramasından suyun kirlendiği yolunda vesveseye girilirse, kurnayı temizleme usûlüne gidilmelidir. Bu usûl gayet kolaydır. Musluk açılır, kurna taşıncaya kadar doldurulur. Taşmaya başlayan su temizlenmiş sayılır. Dışarıya akan sular kirli sulardan kabul edilir. Kalan su ile hemen gusledilir. Kurnayı tamamen boşaltmak gerekmez.
SELAM VE DUA İLE...
AYŞE TÜLİN:SAYIN HOCAM:MÜSLÜMANLARDAN UZAK BİR YERDE YAŞAYIP,İSLAM'IN NE OLDUĞUNU BİLMEYEN KİMSE ,KIYAMET GÜNÜ ALLAH KATINDA SORUMLU OLACAKMI?
Sadece Allah'a inanmakla kurtuluşa erebilecek zümre, fetret devrinde yaşayan, hiçbir dinden, hiçbir peygamberden haberi olmayan, kendisine vahiy tebliğ edilmeyen, ibadet nedir bilmeyen kimselerdir. Asrımızda bu tip insanlar var mıdır, bilemiyorum. Eğer varsa onlar için sadece kendilerini birisinin yarattığına inanmaları kafi gelebilir. Biz diğer insanları bu zavallıların derecesine indirmekle değil, bunları arayıp bulup kendilerine gerçek imanı anlatmakla mükellefiz.
REMZİ ALP:Cemaatle namaz kılarken sübanekeden sonra imama uyanın imamın okumasını takip eder,üçüncü dördüncü rekatlarda fatiha okurmu?Açıktan okunmayan 4 rekatlı namazlarda cemaat ne yapar?Kendimi okur yoksa sübanekaden sonra beklermi?

Değerli Kardeşimiz;İmama uyan bir kimse, yani muktedî, imam tekbir aldıktan sonra, o da tekbir alarak namaza durur. Yalnız Sübhâneke'yi okuyup sükût eder. Fâtiha ve başka âyet okumaz. İmam rükû'a gittiği zaman, o da rükû'a gider. Rükû'daki tesbihleri söyler. İmam rükû'dan Semiallahü limen hamideh diyerek doğrulduğunda ise, Rabbenâ lekel-hamd der. Secdeye gittiklerinde de secde tesbihlerini okur. 3 veya 4 rek'atlı namazların ilk oturuşunda sadece Tehıyyât okunur. Son oturuşta ise, Tehıyyât ile beraber salâvat ve dualar okunarak imamla birlikte selâm verilir. İmama uyan kimsenin, onun arkasında Fâtiha ve zamm-ı sûre okuması tahrîmen mekruhtur. Çünkü imam cemaata riyaseten okumaktadır. İmamın okuması cemaatın okuması yerine de geçer.

İbrahim KÖK:Ben Diyarbakır'da çalışmaktayım bilindiği gibi burdaki müslüman kardeşlerimiz şafi mezhebine tabi olduklarından namazları biz hanifi mezhebine göre çok farklı kılıyorlar tabiki benden ibadetimi yaparken camide imama tabi oluyorum.Tabi olmamda bir sakınca varmı yoksa ne yapmalıyım.şimdiden ALLAH razı olsun
İbrahim Kardeşimiz.:Bu hususta en efdal olan, herkesin kendi mezhebine mensup imamın arkasında namaz kılmasıdır. Fakat Şâfiî bir kimsenin Hanefî olan imama, Hanefî bir kimsenin de Şâfiî olan imama uyması caizdir. Bu meselede mühim olan husus, imam olanzatın, namazın şart ve rükünlerine riayet etmesidir. Çünk üdeğişik mezhepten de olsa, namazı cemaatle kılmak tek başına kılmaktan daha faziletlidir. Selam ve Dua ile...
İSA GENCER-AVCILAR:HOCAM BİR MÜRŞİDE İNTİSAP ETMEK DOĞRUMUDUR.MÜRŞİT OLDUĞUNU NASIL ANLARIZ ŞU ANDA YAŞAYAN MÜRŞİT VARMIDIR. HZ İSA KTL Mİ EDİLDİ HZ İSA AHİR ZAMANDA YERYÜZÜNE NASIL VE NE GÖREVLE DÖNECEK ACABA?

        Değerli Kardeşimiz;Hz.İsa nübüvvet yönüyle değil velayet yönüyle tekrar dünyaya gelecek.Her peygamber ( a.s.m ) gibi Hz. İsa (a.s) da insanları hakka, hakikate davet ediyor, onları Allah’ın varlık ve birliğine inanmaya, Ona kul olmaya çağırıyordu. Bu vazifesinde hiç tereddüt göstermiyor, korku ve endişeye kapılmıyordu. Davasında sebatkar ve sadıktı. Hz. İsa tebliğ vazifesini taviz vermeden yapmaya devam ettikçe Yahudilerin haset ve kinleri artıyordu. Sonunda bir hileye girişerek vücudunu ortadan kaldırmaya kadar yeltendiler ve planlarını tatbik sahasına koydular. İçlerinden Tatyanos isimli bir münafığı Hz İsa’nın yanına gönderdiler. Kendileri de 4 bin kişilik bir kalabalıkla evinini etrafını çevirdiler. Tatyanos içeri girdiğinde Hz. İsa’yı bulamadı. Haberi duyurmak üzere dışarı çıkarken, Cenab-ı Hak onun yüzünü Hz. İsa’nın yüzüne benzetti. Yahudiler kendisini görür görmez, Hz. İsa zannederek yakaladılar. Her ne kadar “Ben İsa değilim” diye feryat etse de kimse dinlemedi. Sonunda çarmıha gererek öldürdüler. 
            Evet Hz. İsa Hâlâ hayattadır, ölmemiştir. Ahirzamanda ise yeryüzüne ineceğini pek çok sahih hadis bildirmiştir. Sahih-i Müslim’de Cabir bin Abdullah’ın rivayet ettiği hadis-i şerifin meali şöyledir: “Ümmetimden bir cemaat kıyamet gününe kadar hakka yardımcı ve hizmetçi olarak devam edecektir. Nihayet Meryemoğlu İsa iner, müslümanların emiri O’na der: “Gel, bize namaz kıldır.” Hz isa der: “Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer kısmı üzerine emirlersiniz.” (1) Bu ve buna benzer rivayetleri Mektubat’ta tefsir ve izah eden Bediüzzaman şu hususlara dikkat çeker: Dünyayı saran dinsizlik cereyanı çok kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hıristiyanlık, özüne, yani tevhide yaklaşarak hurafelerden ve tahriflerden kurtulacak ve İslamiyet’le birleşecektir. Bir bakıma, Hıristiyanlık bir biçimde İslam’a inkılap edecektir. Hakiki Hıristiyanlığın İslamiyet’e tabi olması neticesinde hak din büyük bir kuvvet bulacak ve dinsizlik cereyanı karşısında ayrı ayrı iken mağlup olan İslamiyet ve Hıristiyanlık dinleri birleşip büyük bir güç elde ederek onu bozguna uğratacaktır. Bu ittifakı gerçekleştirecek olan ahirzaman Hıristiyanları hakkında sahih rivayetlerde büyük medihler vardır.
            Hz. İsa’nın cismen yeryüzüne inmesi konusuna gelince, bu hususu Mektubat’tan dinleyelim: “...Alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan Şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık (Peygamberimiz) bir Kadir-i Küll-i Şey’in (Allah’ın) vaadine istinat ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadir-i Küll-i Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır. Evet, her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretinde va’z eden (Hz. Cebrail’in Dıhye suretine girmesi gibi) ve ruhanileri alem-i ervahtan gönderip beşer suretinde temessül ettiren, hatta ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakim-i Zülcelal, Hz. İsa Aleyhisselamı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hatimesi için, değil semay-ı dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa, belki alem-i ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azime için O’na yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikmetinden uzak değil, belki Onun hikmeti öyle iktiza ettiği için vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek. Hz. İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes Onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı (yakınları ve has dostları) nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.” 
                                                        ----------0----------
     Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir" (Ebu Davud, Melahim, 1).
         Bu zamanda çeşitli İslâmî cemaatlerle görüşüp teatii efkârda bulunduk. Her bir cemaat bizim hocamız İslâm'a daha fazla insan yetiştirmiştir. Bunun için zamanımızın müceddidi ve mehdisi varsa bizim hocamızdır başka kimse olamaz diyor ve böylece çeşitli fikirler ve birbirine zıt iddialar ortaya çıkarak tefrika meydana geliyor.Tarihte İslâm'a hizmet edenler şüphesiz çok olmuştur ve olmaktadır. Ama onları tecdid ve mehdilik makamına getirme yetkisi Allah'ındır. Cemiyet ve cemaatın yetkisi dışındadır.
            Selam ve dua ile...

 KIRCAELİ-BULGARİA:Hz HIZIR KİMDİR HALA YAŞIYORMU ACABA-İKİNCİ SORUM KAFİRLERİN KÜÇÜK YAŞTA ÖLEN ÇOCUKLARININ DURUMLARI NE OLUR.3 SORUM BOYNUMUZDA ÜZERİMİZDE KİTAP KOLYE HİLYE-İ ŞERİF ÇEVŞEN TAŞIMAK DOĞRUMUDUR

         Değerli Kardeşimiz;Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Mektubat eserinde, Hızır (as)'ın ha¬yatıyla ilgili bazı muhaddis ve âlimlerin, umum ve cumhur-u ulemaya nisbeten çok hafif ve ufak ihtilâflarına işaret ederek ihtilaflı tarafı hiç tahlile girişmeden konunun sıhhatli ve cumhur-u ulemanın ittifaklı bulunduğu tarafı açıklar. İlmî ve aklî delilleri de arkasında destek yapar ve Hızır (as) hayatta olduğunu, fakat ikinci hayat mertebesinde bulunduğundan bir kısım ulemânın onun hayatından şüphe ettiklerini, Hazret-i Hızır ile Hazret-i İlyas Aleyhimesselâmın yeryüzünde yaşadıkları halde, bize göre serbest bir hayatları olduğunu, bizi sınırlayan ve dar kalıplara sokan zorunlulukların ve sınırlamaların onlara gelince çözüldüğünü, hükümsüz kaldığını ve devreden çıktığını, meselâ bir anda bir çok yerde bulunabildiklerini, beşeriyet kayıtlarıyla hareket kabiliyetlerinin kısıtlanmadığını, isterlerse yiyip içtiklerini, fakat bizim gibi mecbur olmadıklarını, şuhud ve keşif ehli evliyanın Hazret-i Hızır’la (as) mâcerâları bulunduğunu, hattâ evliyâ makamlarından bir makamın makam-ı Hızır tabir edildiğini, bu makama gelen bir velînin Hazret-i Hızır (as) ile görüştüğünü ve Hazret-i Hızır’dan ders aldığını, bazen de yanlış olarak bu makam sahibinin Hızır (as) zannedildiğini kaydeder
                                              --------------0------------
        Değerli Kardeşimiz;Küçük yaşta ölen çocuklar, akıl hastaları ve hayvanların mükellefiyeti olmadığı için ahirette herhangi bir hesaba çekilmeleri sözkonusu değildir.Büluğ çağına girmeden ölen çocuklar, anna baabları hangi dinden olursa olsun cennete gireceklerdir. Bu dünyada küçük çocuğunu kaybeden anne babaya bir mükafat olarak Cennette o çocukları onlarla birlikte olacak ve bu dünyadaki kısa bir çocuk sevgisine bedel ahirette ebedi bir çocuk sevgisini onlara tattıracaktır.
                                             -- -----------0---------------
            Değerli Kardeşimiz;Korku gibi şeylerden korunmak için dua etmek ve âyet ile hadis gibi şeyleri yazıp taşımak dinen caizdir. Abdullah bin Ömer Peygamberden (sav) şöyle rivayet etmiştir: "Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: Allah'ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden eksikliği olmayan Allah'ın sözlerine sığınırım" O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez. Abdullah bin Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı (Ebu Davııd, Nesâî, Tirmizî).                           

Karaadilli ERENLER'DEN MH:İNSAN NE İLE MÜMİN VE KAFİR OLUR ACABA
          Muhterem kardeşim, Amentü şartlarına inanan MÜ'MİN bunlardan birini inkar edende KAFİR dir
  EREN UÇARCI:BEN TURİZMDE CALISIYORUM HALIYLE CALISTIGIMIZ RESTAURANT YADA HOTELLERİN BÜNYESİNDE ALKOL OLUYOR PEKİ BİZİM BURADAN KAZANDIGIMIZ PARA HARAM MI HELAL MI SAYGILARIMLA SELAMUN ALEYKUM
EREN kardeşime
İslâm, içkinin içilmesini yasakladığı gibi, müslümanlar arasında ticaretini de yasaklamıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Peygamber (s.a.s) içki konusunda on kişiyi lanetlemiştir: Sıkan, kendisi için sıkılan, içen, taşıyan, kendisi için taşınan, içiren, satan, parasını yiyen, satın alan ve kendisi için satın alınan..." (Tirmizî, Büyû', 59; İbn Mâce, Eşribe, 6).
 Eğer başka yerde çalışma imkanımız varsa orayı tercih etmek daha uygun olur.
SELAM VE DUA İLE
ADNAN ÖZÇELİK:AHİR ZAMANDA GELECEK OLAN HZ MEHDİ HAKKINDA BİLGİ VERİRSENİZ SEVİNİRİM -AYRICA ŞEFEAT EDİLİR Mİ ŞEFATİ KİMLER KİME YAPAR -DABBETÜL ARZ NEDİR NE ZAMAN VUKU BULACAK?   
Değerli Kardeşimiz;
Mehdi ile ilgili bazı noktalar iyi bilinirse, bu konuda gelen rivayetler ve yapılan yorumlar daha iyi anlaşılır diye düşünüyoruz. Şöyle ki:
-Mehdi meselesi akideye dahil değildir. Yani, bazı ehl-i iman Mehdiyi inkar etse dinden çıkmış olmaz, onun feyzinden mahrum kalır, hizmetinden istifade edememiş olur.
-Mehdiyi şahıs olarak belirlemek zordur. Hemen her hizip, kendi üstadını veya şeyhini mehdi görme temayülündedir.
-Mehdi olmak ayrı, kendini mehdi zannetmek ayrıdır. Nitekim zaman zaman bazı meczuplar çıkmakta ve kendilerini mehdi veya İsa olarak takdim etmektedirler. Halbuki, mehdi kendisinin mehdiliğine değil, İslama davet eder. Bir peygamber 'ben Allahın elçisiyim, bana tabi olun' der. Ama mehdi, 'ben mehdiyim, bana uyun, yoksa küfre düşersiniz' diyemez.
-'Mehdi kimdir? Ne zaman gelecektir?' gibi sorular, bazen insanı asıl vazifelerinden alıkoyabilmektedir. Bunun yerine doğrudan aktif hizmetle meşguliyet tercih edilmelidir. Hele hele mehdiyet konusunu tartışma alanına sokmaktan kaçınılmalıdır. Nakledildiğine göre, Said Nursi sürgünde iken saf gönüllü bir zat 'efendim, üzülmeyin. Mehdi gelecek, her şeyi düzeltecek' der. Said Nursi, şu anlamlı mukabelede bulunur: 'Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun!' selam ve dua ile
 ŞEFAAT:
Şefaat dediğimiz hadiseyi, Cenab-ı Hak Peygamberimize başta olmak üzere tüm enbiyaya, melaikeye, Allah’ın sevgili kulları olan velilere, şehitlere ve küçük yaşta vefat eden masum çocuklara vermiştir. Fakat şefaat denilince, Allah’ın cennete koymak istediği kişileri Allah’ın sevdiği kişilerin eliyle ve şefaatiyle yaptırmak irade eder. Burada Allah’ın istemediği ve sevmediği veya kurtulmaya hak kazanamayan kişileri hiç kimse yine kurtaramayacaktır. Dolayısıyla şefaate hak kazanan kişilerin yine Allah’ın rızasını kazanan kişilerdir. Yoksa kafir ve müşrik gibi dünyada Allah’ı razı etmemiş kişiler şefaate istihkak kesp etmeyecektir
     "Dâbbe" kelimesi Kur’anda on dört defa geçer. Bu kelimenin çoğulu olan “devâbb” ise dört defa kullanılır. Örnek olarak bunlardan bazılarına bakalım:
"Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların (her dâbbenin) rızkı ancak Allah'a aittir." (Hûd, 6)
“Her canlının (dâbbenin) dizgini Allahın elindedir.” (Hud, 56)
"Allah her canlıyı (dâbbeyi) sudan yaratmıştır. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah, şüphesiz her şeye kadirdir." (Nûr, 45)
Neml suresi 82. ayette geçen "dâbbetü'l- arz" ise, müfessirlerce genelde kıyamet alameti olarak açıklanır:
"Tehdit edildikleri şey başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler."
Ayetin zahirine göre, arzdan çıkacak bu dâbbe insanlara konuşacak, onların İlahi ayetlere tam inanmadıklarını söyleyecektir. Buradan hareketle bu dâbbenin radyo, televizyon, hatta internet olabileceğini söyleyenler vardır. Çünkü bunlar yerden çıkan hammaddelerle yapılır ve insanlarla konuşurlar. Hatta bazı rivayetlerde “Dâbbenin başı bulutlara değecek” denilir. Bilindiği gibi, televizyonlar uydu bağlantılıdırlar ve uyduların da başı semadadır.
Dinin helal – haram ölçülerine uyan insanlar bu aletlerden yararlanırlar. Böyle ölçülerden mahrum olanlar ise, daha çok zarar görürler. Çünkü bu aletler şerde ve günahta da kullanılabilmektedir ve hatta bu tarz kullanımları daha yaygındır.
Kanaatimizce dâbbenin konuşmasını dil ile konuşmak şeklinde anlama zorunluluğu yoktur. Bu konuşma “lisan-ı hal” yani hal diliyle de olabilir. Mesela trafik lambaları ve işaretlerinin dili yoktur ama insanlara çok şeyler söylerler.
SELAM VE DUA İLE
 
 KOÇARLI-TEKELİ:Günlük yoğunluktan dolayı vakit namazlarını birleştirip akşam kalınsa olur mu?
    Değerli Kardeşimiz;
“Namaz müminlere vakitli olarak farz kılındı” ayeti kerimesi gereğince her namazın vaktinde kılınması farz-ı ayındır. Bu sebeple iki vakit namazını bir vakitte kılmak Hanefi mezhebine göre caiz olmaz. Zira, iki vakti bir arada kılmak, ya birini vakti girmeden kılmak veya vakti çıktıktan sonra kılmak yoluyla olur. İkisi de sahih değildir. Vakti girmeden namaz kılınmaz. Namazı vaktinden sonraya da bırakmak caiz değildir. Eda yerine geçmez.
Bu kaidenin yalnızca hacılara özel olmak üzere iki istisnası vardır. Biri Arafat’da takdim cem’i, diğeri Müzdelife’de tehir cem’i. Çünkü Peygambe Efendimiz buralarda namazlarını iki vakti birleştirerek kılmışlardır.
 ADNAN ÖZÇELİK:REANKARNASYON NEDİR? BİLGİLENDİRİRSENİZ SEVİNİRİM
            Değerli Kardeşimiz;
Ruhun, bir bedenden diğer bir bedene geçişini kabul eden bâtıl inanışa tenasüh denilmektedir. Bu inanca göre, bedenler ruhların kalıpları gibidir; ruh, kalıptan kalıba, bedenden bedene göç etmektedir, insan ruhu, cesedini terk ettikten sonra, karada, havada, yahut denizde yaşayan herhangi bir hayvanın bedenine girmekte, oradan da başka bir hayvanın bedenine, sonra, tekrar diğer bir insanınkine girerek varlığını devam ettirip gitmektedir.
Hattâ bâzı iptidaî kavimler, insan ruhunun, önce madenlere, sonra bitkilere, daha sonra insanlara geçerek bir döngü şeklinde bir bedenden diğer bir bedene hicret ettiğine inanmışlardır. Fisagor, "Ruh, tamamen maddeye baskın gelinceye kadar beden değiştirir." diyerek bunu, bir felsefi teori haline koymaya çalışmıştır. Tâ ilkçağlara kadar uzanan bir görüş, daha çok basit fikirli insanlarca kabul görmüştür. Semavî kitaplara, inanmayan, peygamberlerin tebliğlerinden uzak olanlar, Allahü Azimüşşân'ın âhiretteki ebedî ve dâimi menzillerini kavrayamadıklarından, yahut dar düşüncelerine sığıştıramadıklarından, fıtratlarındaki ebediyet arzusunu tatmin ve teskin edebileceği zannıyla bu fikre saplanıp kalmışlardır.YANİ İSLAMDA REANKARNASYON YOKTUR... SELAM VE DUA İLE
      Hüseyin Yaşar:hocam insanlara lakaplarıyla hitap etmek günahmı.insanlar öldükten sonra yine onları lakaplarıyla anmak doğru mu?
 Değerli Kardeşimiz;
Müslümanları birbirine yaklaştıran, onları sarsılmaz bir güç ve kuvvet olarak muhafaza eden bazı sırlar vardır. Bunlar daha çok ferdhi plânda olsa da, münasebetlerin sıklığı ölçüsünde doğrudan doğruya toplumi, Müslümanları alâkadar etmektedir. Bu da iman ehlinin birbirine şefkatle yaklaşması, sevgi ve müsamaha ile davranması, şeref ve haysiyetlerine hürmetkâr bulunmasıdır. Bu güzel vasıfların muhafazası, bunların zıddı olan huyların terkiyle mümkündür.
Bu huyların bir kısmı Kur’an-ı Kerim’de şöyle sıralanır:
“Ey mü’minler, bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidir. Kadınlar da kadınları alaya almasın, belki onlar kendilerinden daha iyidir. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın.”1
Âyet-i kerimede üç husus dikkate veriliyor:
insanları alaya almak, insanın kendikendini ayıplayıp kötülemesi, hoşlanmayan lâkaplarla çağrılması.
Mü’minlerin birbirlerini kötü lâkapla, sonradan uydurulan adlarla çağırmamaları istenmektedir. İbni Cerir, âyetin yasakladığı lâkapların, muhatabın sevmediği ve hoşlanmadığı lâkaplar olduğunu açıklamaktadır. Buna göre, hakareti andıran bütün sözler bu yasaklamanın içine girmektedir. O halde, bir insan, Müslüman kardeşini çağırırken ve sohbet ederken onun hoşlanmadığı bir isimle veya bir lâkapla hitap etmemeli, seslenmemelidir. Meselâ fikir bir insana fakirliğini îmâ eden bir lâkap kullanılamayacağı gibi, sakat bir insana da hoşlanmadığı şekilde sakatlığını, eksikliğini belirtecek bir ifade sarf edilmemelidir.2
Bir insan daha önce günahkâr iken sonra tevbe ederse, onu eski hatâlarıyla tevsif ederek Kur’ân’ın tasvip etmediği hususlardandır. Bir kısım müfessirler, âyet-i kerimenin, bazı mü’minlerin câhiliye zamanında kalma isim ve sıfatlarla çağrılmaları üzerine nhazil olduğunu ifade ederler.
Bir hadîs-i şerifte ifâde buyurulduğu gibi, “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu mahcup etmez ve onu küçük düşürmez. Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçük düşürmesi kâfidir.”3
Baş tarafta meâlini verdiğimiz âyet-i kerimenin izahında Fahri Râzî bu hadîs-i şerifte geçen “Kişiye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçük düşürmesi kâfidir” ifâdesini açıklamış olmaktadır. insanın başkasını hoşlanmadığı şeylerle ayıplaması, lâkaplandırması aslında kendi kendini ayıplaması demektir. Zira kötü lâkapla lâkaplandırdığı arkadaşının yerine kendisi düşer.
Burada bir hususa dikkat etmek lâzımdır. Âyet-i kerime hoş olmayanve kötülüğü andıran lâkaplarla atışlamayı yasaklamaktadır. Fakat güzel ve medhi ifade eden lâkaplar yasaklananlar kısmına girmez. Bu hususu ifade eden Elmalılı merhum, “Mü’min kardeşini güzel lâkaplarla ve isimlerle çağırmak, mü’minin mü’min üzerindeki hakkıdır” mealindeki hadisi zikretmekte ve Müslümanların birirlerini güzel lâkapla isimlendirmelerinin teşvik edildiğini açıklamaktadır. O halde güzel lâkapla çağırmak, isimlendirmek teşvike şâyandır.4
Meselâ Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir’e “Cehennemden âzad olunmuş” mânâsına “Atîk”, Hz. Ömer’e “hak ile bâtılı birbirinden ayırıp adaletle hükmeden” mânâsında “el-Fâruk”, Hz. Osman’ iki kızını nikâhladığı için ‘Zinnûreyn (iki nur sahibi), Hz. Ali’ye “Ebû Turab” (toprak babası) ve Halid bin Velid’e “Seyfullah” lâkaplarını vererek onları taltif etmiştir.
Bunun yanında, bir insanı kolayca tarif etmek maksadıyla, çağırıldığı zaman rahatsız olmayacağı bir isimle anmak ve seslenmek de yasaklanan kısma girmemektedir. Meselâ bir topluluk içinde birden fazla “Ali” isminde şahıs varsa, yaşı küçük olan tanıdığımızı “Küçük Ali” diye çağırmak, mesleği berber olan “Ahmet” ismindeki zâta “Berber Ahmet” diye seslenmek gibi.
Bütün bu meselelerde gözden uzak tutulmaması gereken husus, muhatabın hissî durumudur. Onun haysiyet ve izzetinin korunmasıdır. Bir insanbaşkaları tarafından takılan bir lâkapla çağrılmaktan rahatsız oluyorsa, onu artık o isimle çağırmak mü’mine eziyet olacağından, dikkatli olmak lâzımdır. Esas olan, “Kendimiz için istemediğimizi, başkaları için de istememektir.”
1. Hucurât Sûresi, 11.2. et-Tefsîrül-Kebir, 26: 85.3. A.g.e., 28: 132.4. Hak Dini Kur’ân Dili, 6: 4470
 ADİL MUT;    selamün aleyküm hocam şans oyunlarından kazanılan parayla örneğin millipiyango loto toto gibi yerlerden gelen parayla hac vazifesi yerine getilirmi yeri nedir teşekkürler  
 CEVAP:Değerli Kardeşimiz;Bazı oyunlar kumara âlet edilmektedir. At yarışları, piyango, spor-toto-loto ve karşılıklı bahis bunlardan bazılarıdır.
Piyango ve spor toto gibi oyunlar zaten kumar sayılmaktadır. Zira kumarın bütün özelliklerini içinde taşıyor. Piyango şeklindeki kumarın İslam öncesi Cahiliye devrinde de olduğu bilinmektedir. Onlar oklar üzerine işaretler koyar, oktaki çıkan işarete göre para alırlardı. İslâmiyet kumarın herçeşidini haram kıldığından, piyango da bunların içindedir. Piyangodan kazanılan para haramdır. Bu para hayır amacıyla sarfedilmez bununla hayır kazanma amaçlı kurban kesilmez.HACCA GİDİLMEZ. Selam ve Dua ile...
ASLI;HOCAM ÖNCELİKLE BÖYLE BİR SAYFA AÇTIĞINIZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN SİZE BİR SORUM VAR CEVAPLARSANIZ SEVİNİRİM HOCAM BENİM BİR YAKINIM KENDİSİNİ ASTI YAPTIĞI ALLAHA KARŞI AMA BELKİDE ÇARESİZDİ PİSİKOLEJİK DENGESİ YERİNDE YOKTU EVLATLARINDANDA BİR YAKINLIK GÖRMEYİNCE İYİCE DARALDI HASTAYDI VE BAKIMA MUHTAÇTI BU İNSAN CENETTE GİREMEZMİ AHİRETE KADAR ASILIMI KALIR AHİRET GÜNÜNE KADAR NE ÇEKER YAZARSANIZ SEVİNİRİM

       CEVAP:Değerli Kardeşimiz;İnsanın kendi canına kıyması, şu veya bu sebepten dolayı intihar etmesi ne aklen, ne dinen hiçbir şekilde meşru karşılanmaz, caiz görülmez. Çünkü, böyle bir teşebbüste bulunan kişi, herşeyden önce Allah tarafından kendisine emanet edilen hayat nimetine tecavüz etmiş, büyük bir vebal altına girmiş olur. Ayrıca böyle bir insan Müslümanların gözünde iyi olarak anılmaz, hakkında iyi düşünülmez. Büyük bir günaha girdiği için âhirette de Cehennem azabını hak eder.(Müslim, İman: 175.)
         Peygamber Efendimiz (a.s.m.) pekçok hadis-i şeriflerinde kendi canına kıyan kimselerin büyük bir günaha girdiklerini, Cehennem azabına uğrayacaklarını bildirmiştir. Zaten toplumda gördüğümüz kadarıyla bu çeşit bir duruma düşen kimse, genellikle dini ve mânevi yönden zayıf olanlardır.
          İntihar etmek her ne kadar büyük bir günah ise de; intihar eden küfre girmez, kâfir olmaz. Çünkü, ancak iman esaslarından birisini inkâr etmiş olması kişiyi imansız eder. Bunun için, diğer Müslümanlar gibi cenaze namazı kılınır. Başta İmam-ı Âzam ve İmam-ı Muhammed olmak üzere İslâm âlimlerinin ekserisinin görüşü bu şekildedir. İster kazâen, yani elinde olmadan olsun, isterse kasdi olarak olsun cenaze namazı kılınır.
          Ancak İmam Ebû Yusuf, “Hata veya şiddetli bir ağrıdan kurtulmak maksadıyla olmadıkça kendi canına kıyan kimsenin üzerine cenaze namazı kılınmaz” demektedir. Fakat, cumhur-u ulemânın görüşü, intihar eden kimsenin namazının kılınacağı şeklindedir. (el-Feteva’l-Hindiyye, 1:163.) (Mehmed Paksu Aileye Özel Fetvalar)
           İmam Yusuf'un fetvasına dayanaraktan depresyona giren hastaların intihar girişimleri konusunda hastalıkları hafifletici sebeb olarak görülebilirler. Akli dengesinin o anda yerinde olup olmadığını biz kesin olarak bilemeyiz. Bunu ancak Allah bilir. Dinimizde akli dengesi yerinde olmayan kimselerin işledikleri günahlardan dolayı mesul olmayacakları bildirilmiştir. Mesuliyet için akıl sahibi olmak şartı vardır. Ancak depresyona girmesine sebeb olan caiz olmayan bir durum ise mesul olur. Bu durum sarhoşun adam öldürmesi gibidir. Fakat bir günah sebebiyle depresyona girmemiş ise maruz sayılabilir.
           Burada asıl olan akli muhakemesini kaybedip kaybetmediğidir. Akli muhakemesi yerinde olan kimseler intihar ederse büyük günah işlemiş olur. SELAM VE DUA İLE...

ADİL MUT:1,Öncelikle selamünaleyküm hocam dinimizde ERKEKLERİN küpe takması caizmidir? 2, besmele çekmeden okunan surenin ismi nedir şimdiden teşekkür ederim

CEVAP:Değerli Kardeşimiz;Erkeklerin süslenme amaçlı altın takıları kullanmaları hadislerde yasaklanmıştır. Bu konu ile ilgili hadislerden bazıları şunlardır:"Hz. Peygamber altın yüzük kullanmayı yasakladı” (Buhârî, “Libâs”, 45)."Resûlullah altından bir yüzük takıyordu. İnsanların da altın yüzük edindiklerini görünce altın yüzüğü atmış ve bunu artık hiç takmayacağını söylemişti. İnsanlar da bunun üzerine yüzüklerini çıkarıp atmışlardır." (Buhârî, “Libâs”, 46).
     "Hz. Peygamber altından bir yüzük edinmiş ve kaşını da avuç içine getirmişti. İnsanların bu şekilde yüzük edindiklerini görünce, bu yüzüğü atmış ve gümüş bir yüzük edinmiştir." (Buhârî, “Libâs”, 45).
     Bu itibarla, erkeklerin gümüş veya platin yüzük kullanmaları caizdir. Zira gümüş ve platin, altından farklı bir maden olduğundan onun hükmüne tabi değildir.
      Ancak, yüzük dışında (altın olmayan) küpe, kolye, künye, bilezik ve bileklik gibi takılar geleneğimizde kadınlara ait bir süslenme aracı olarak görülmüştür. İslam dininde kadınlara ait bir süslenme aracının, erkekler için kullanılması ise hoş karşılanmamıştır.
       Erkeklerin bu tür takılar takması, genellikle toplumumuzda kadınlara benzeme içerdiği için, tarihsel süreç içerisinde hep yadırganmıştır. Kadınlara benzeme ile ilgili bir rivayet şöyledir: Hz. İbni Abbas (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: 
       "Peygamberimiz (s.a.v.) erkeklerden kadına benzemeye çalışan ve kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti". ( Buhari, Libas, 61-62 (5585-5886)
        Bu nedenle altın dışında her hangi bir madenden yapılan süs eşyasının o çevrede erkekler tarafından takınılması aşırı yadırganmaya sebebiyet verecekse takınmamak daha uygun olur. 
         Başında BESMELE çekilmeyen sure TEVBE SURESİDİR. SELAM VE DUA İLE

RAMAZAN;S.A hocam köyümüzde çok yaygın olan an(tarla sınırı)kakması diğer değişle komşu tarlanın hakkını yemek,açıkgözlülük yapmanın hükmü nedir?Yapanın yaptığı yanına kar mı kalacak?Madur olanın hükmü nedir?Selamlar

     CEVAP:Osmanlı döneminde araziler, devlet tarafından ikta’ yoluyla insanlara verildiği için, malın asıl sahibi devlet sayılırdı. Onun için, belli bir süre zarfında araziyi ekmeyen kimsenin elinde, o mal muattal/boş verimsiz kalmasın diye ondan alır, onu ekebilen birisine verebilirdi. 
     Bildiğimiz kadarıyla, bugün Türkiye topraklarının her yerinde tapularla tescil edilmiş özel mülkiyet söz konusudur. Arazinin sahibi ister onu eksin, ister ekmesin, kimsenin onu elinden alma hakkı yoktur. Özellikle fertlerin bu konuda hiçbir yetki ve salahiyetleri söz konusu değildir. Devlet belli zamanlarda, vatandaşların ve ülkenin yararına gördüğü takdirde bazı tasarruflarda bulunabilir. Bunun ölü araziyi hayata geçirmekle bir ilgisi yoktur.
      Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyrulur: "Allah ve Resulu bu işte hüküm verdiği zaman, artık mümin bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulune karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur" (el-Ahzâb, 33/36)
        "Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar" (en-Nisâ, 4/65). "Bu yüzden Allah Resulunun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine acı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar" (en-Nûr, 24/63). "Peygamber size neyi verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan sakının. Allah 'tan korkun, çünkü Allah'ın azabı çetindir" (el-Haşr, 59/7).
         Buna göre özellikle memleketimizde görülen tarlaların kenarları (AN DEDİĞİMİZ) kesinlikle tarlaya dahil edilmemelidir.edilirse oradan gelen mahsül haram olur,ve kul hakkını yemiş oluruz buda büyük günahtır.Çünkü KUL HAKKINI ALLAH BİLE AFFETMİYOR.     SELAM VE DUA İLE...

MERABA;Sıla-i rahim ömrü nasıl uzatır?Yani 60 yıllık ömür 62 yıl mı olur?Cevabınız için teşekkürler
         CEVAP:Allahü teala ruhlarımızı yaratmadan önce nekadar yaşıyacağımızı ezeli ilmiyle belirlemiştir.kimin nasıl yaşıyacağını bildiği için ona göre ömrünü tayin etmiştir.Kimin cömert kimin sıla-i rahim yapıp yapmıyacağını,kimin kumarbaz olup olmayacağını ezeli ilmiyle bildiği için ona göre ömrünü tayin etmiştir.Yoksa kişinin hareketlerine göre ömür vermiş olsa bu Allah için haşa bir eksiklik olurdu.Dolayısıyla ömür azalıp çoğalmaz bu ruhlarımız yaratılmadan önce belirlenmiştir.  
TÜRKYILMAZ:slm hocam ben bakkal arif amcanin torunuyum benim ismimde arif, size bir soru sormak istiyorum en faziletli amel nedir.yorumu yapmanizi istiyorum saygılarım sevgilerimle hocam
           CEVAP:Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Kiyamet Günü teraziye konacak en egir amel, Allâh Korkusu ile güzel ahlâktir."
Adamin biri Peygamberimize geldi, önce önünde durarak "Yâ Rasûlallah , din nedir?" diye sorar. Peygamber'imiz «Güzel ahtâktir diye cevap buyurur. Adam Peygamber'imizin sag tarafina geçerek yine"Yâ Rasûlallah , din nedir?" diye sorar. Peygamber'imiz «Güzel ahlâktir» diye cevap verir. Bu defa adam Peygamber'imizin sol tarafina geçerek "Yâ Rasûlallah , din nedir?" diye sorar.
Peygamber'imiz bir daha «Güzel ahlâktir» diye cevap verir.
Bu sefer adam Peygamber'imize arka taraftan yaklasarak "Yâ Rasûlallah , din nedir?" diye sorar. Peygamber'imiz ona bakarak «Anlamiyor musun? Din öfkelenmemendir." diye cevap buyurdu. Peygamber'imize «Ugursuzluk nedir» diye sorarlar. Peygamber'imiz de
«Kötü ahlâktir» diye cevap verir. Adamin biri Peygamber'imize «Bana bir tavsiyede bulun» der. Peygamber'imiz ona «Nerede olursan ol Allâh'dan kork.» diye cevap verir. Adem «Baska» diye sorar. Peygamber'imiz de ona «Kötülügün arkasindan bir iyilik isle ki, kötülügü silsin» dîye cevap verir. Adam «Daha baska» diye sorar. Peygamber'imiz «Insanlara karsi güzel huylu ol» diye cevâp verir. Peygamber'imize «En faziletli amel nedir» diye sorarlar. Peygamber'imiz «Güzel huydur» diye cevap verir. ARİF ABİYE SELAMLAR . SELAM VE DUA İLE
??????:Hocam öncelikle karaadillideki gençlerden biriyim ve dini bilgilerimiz çok zayıf.14 yaşındayım.İmam el fatiha dedikten sonra bizim hangi dua yada sureyi okumamızlazım bilgi verirmisiniz ben fatiha suresini okuyorum doğrumu bilmiyorum ve fatihadan önce euzu besleme mi çekipde fatiha suresini okumamız lazım bunu bazıları ciddi bulmayabilir.allah rızası için hocam
       CEVAP:El fatiha denilince fatiha suresi okunuyor. Bu şekilde ki bir uygulama var. Bu güzel bir şey. Fatihayı okumanın çok sevap olduğunu hepimiz biliriz. Bu nedenle her güzel işimizin, ibadet ve duamızın sonunda onu okur vesile ederiz ki, yaptığımız ibadetin veya istediğimiz bir güzelliğin ihsan ve ikram edilmesine vesile olsun.
       Yalnız el fatiha denildikten sonra (ALLAHÜMME SALLİ ALE SEYYİDİNE MUHAMMEDİN VE ALA ELİ SEYYİDİNE MUHAMMED)Deyip euzübillehimineşşeydanirraciym-Bismillahirrahmenirrahiym dedikten sonra FATİHA suresini okur, ondan sonra tekrar (ALLAHÜMME SALLİ ALE SEYYİDİNE...)Demek daha faziletlidir. İSTİFADENİZE.
ADİL MUT:SELAMÜN ALEYKÜM HOCAM TELEVİZYONDA VE KİTAPLARDA HATTA BAZI HOCALARIMIZDAN DUYDUĞUMUZ ORGAN BAĞIŞI CAYİZDİR VEYA DEĞİLDİR?
          CEVAP:Ölmeden önce göz ve böbrek gibi bir organını bağışlayan kimse, bu organlarının öldükten sonra bir hastaya takılmasıyla şüphesiz sevap kazanacaktır. Çünkü bu sayede başka bir insan sıhhate kavuşmuş, hayata dönmüştür. Ancak organ bağışlayan bu kimse bağışlamış olduğu ve sonra da nakledilmiş olan bu uzvunun ikinci bir şahısta gördüğü vazifeden dolayı mes’ul sayılmaz.
        Şöyle ki, bir başkasından nakledilen gözle görmeye başlayan, eğer o gözle harama bakmış, bir günah işlemişse mes’uliyet kendisinedir. Ölen kimsenin bundan bir mes’uliyeti yoktur. Çünkü o adam ölmesiyle vücut elbisesinden tamamen soyulmuş, artık maddî bedenle bir irtibatı kalmamıştıEl fatiha denilince fatiha suresi okunuyor. Bu şekilde ki bir uygulama var. Bu güzel bir şey. Fatihayı okumanın çok sevap olduğunu hepimiz biliriz. Bu nedenle her güzel işimizin, ibadet ve duamızın sonunda onu okur vesile ederiz ki, yaptığımız ibadetin veya istediğimiz bir güzelliğin ihsan ve ikram edilmesine vesile olsun.
FERDİ YAMAN:hayirli gunler sayin hocam.gunumuzde meshur olan kahveden sonra fala bakmanin feyzi nedir.birde buyu olayı var buyu yapilan kisi nereden anlar buyu yapildigini ve nasil bozuluru buyu bilgilerin icin tesekkurler allah daim etsin...
          CEVAP:Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]
(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]
OSMAN ULUSOY:Selemünaleyküm efendim ben bir memurum ve bankaların memurlara verdiği promosyonların helal ya da haram olup olmadığı hususunda görüş ve bilgilerinize ihtiyacım var
              CEVAP:Eğer bankanın size gönderdiği hediyenin tamamı kesin olarak haramdan kazanılmış bir mal veya para ise onu yemek caiz olmaz.
Banka faizden başka işler de yapıyor ve haram kazancın içerisine helal de giriyorsa o zaman verilen hediye alınabilir. Bu hediyenin helal kazançtan olma ihtimaline göre hareket edilir. Ayrıca bankaların yaptığı her şey ve elde ettiği kazanç da haram olmayabilir. Örneğin para transferleri, fatura ödemeleri gibi. Bu nedenle mutlaka helal kazancında gireceğini tahmin ediyoruz. Kazancı tamamen haram olmayanların verdikleri hediye ve ikramlarını almak caizdir.
Buna göre maaşı belli bir bankadan alma karşılığında verilen hediyeler, memurlar arasında paylaşılabilir.
Selam ve dua ile...
İSTANBUL-HARAMİDER:selamün aleyküm akif hocam hayırlı günler-yüce kitabımız kuran-ı kerim de nuh tufanından bahsetmektedir nuh tufanı bölgeselmi oldu yoksa genelmi ?
        CEVAP:Kendisine uyarıcı gönderilmeyen bir kavmin helak edilmesi, Allah'ın sünneti değildir. Bir uyarıcı olan Hz. Nuh ise sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Bu sebeple Allah, uyarıcı gönderilmemiş olan kavimleri değil, sadece Hz. Nuh'un kavmini helak etmiştir.
Kuran'daki bu ifadelerden Nuh Tufanı'nın tüm dünyayı kaplayan değil, yöresel bir felaket olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Tufan'ın gerçekleştiği düşünülen arkeolojik bölgede yapılan -- kazılar da, Tufan'ın tüm dünyayı kaplayan evrensel bir olay değil, Mezopotamya'nın bir bölümünü etkisi altına almış olan çok geniş bir afet olduğunu göstermektedir.
İSTİFADENİZE... SELAM VE DUA İLE
 
 
Rk site ekleme