Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  Bag ve Bahceler
 
 
Hep başka memleketlerde yetişen ve yetiştirilen ürünler ile yetiştiren kişilere özeniriz, Emsal gösterip acaba neden bizim memleketimizde olmuyor diyerek dert yanarız. Ama unuttuğumuz bir şeyler vardı. Acaba bunlar ne olabilirdi ki:
 
                                                          BAĞ VE BAHÇELER
 
 
Beldemiz geniş ve güzel bir araziye sahiptir. Çoğu isteklere cevap veren ve nazik ağaçlar hariç her tür ağacın yetiştiği karasal bir iklime sahiptir. Dağ ve tepeleri çıplak ve bozkır olup mevsimlik bitki türüne sahiptir. Çoğu rahmetli olmuş dede ve nenelerimizin duydukları anlatımlara göre ormanlık ve çalılıkmış. Ama zamanla ne olduğunu ve bu orman ağaçlarının nasıl yok edildiği hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Belki de çok çok eskiden var olanlar anlatıla anlatıla uzun bir zaman geçti, sanki yakın bir zamanmış gibi inanmaktayız. Çünkü aynı paralellikte var olan ormanların nasıl yok olduğu hikayeleri de anlatılmalıydı.
 
Mülki sınırlarımız dikkate alındığında, köy içinde görülen ağaçlar haricinde Topaç ile Hasanlı bağları haricinde bir yeşillik ve ağaçlık saha yoktu. Topaç deresi ile Hasanlı dere yatağı başlangıcı ve devam eden havzada bulunan kara üzüm bağlarındaki ağaçlar vardı. Bunları da yoz vişne, badem (payam), kaysı (zerdali), kiraz, armut, erik, elma, ayva gibi meyve ağaçlarını sıralayabiliriz. Saydıklarımız ile benzer meyve ağaçları istenirse ve niyet olunur ise çok güzel yetişmektedir. Yetiştirilebilirde ama biz genelde olmaz veya bizim burada yetişmez gibi basma kalıp sözler ile kendimizi uzun süre aldattık. O zamanlar yetişmeyen fakat şu anda olan ve aynı özelliği taşıyan vişne ile içinde tek tük bulunan kiraz ağaçları nasıl yetişti ki. O zamanlar kasabamızın Hasanlı öreni içerisinde meyve bahçesi olan ve uzun süre güzel bir verim alan Mehmet ULUSOY (Ağa mehmet), Ali ÇELİK (Veyis oğlu) ile Macarlar bunun güzel bir örneğidir. Ama zamanla ilgili şahıslar bu işi bırakınca veya yapamayınca, devamı gelmedi ve bakım ile ilgi olmayınca ağaçlar kurudu, meyve bahçeleri yok olup gitti. Bu bahçelerde aynı zamanda çok güzel sebzelerin de yetiştiği görülmüştür. Ağaç olan yerlerden develi bucağını da bahsetmeden geçersek haksızlık yapmış oluruz. Mezarlık bölgesi ile bucak arasındaki tarlaların kenarlarında (anlarında) iğde ağaçları vardır. Baharın çok güzel kokarlardı. Bunun yanında kız kapan boğazına doğru giderken kumluğu geçince de üç beş iğde ağacı vardı.
 
Her iki mevkide ve az da olsa Develi bölgesinde çok güzel üzüm bağları vardı. Bunlar dan iyi bir şekilde yararlanırdı. Evet belki herkesin yoktu ama çoğu kişinin vardı. Olmayanların da komşuluk ve akrabalık bağı ile azda olsa ihtiyaçları karşılanıyordu. Bu bağlarda genelde kara üzüm, seyrekte olsa ak üzüm olurdu. Bağlar baharın budanır ve araları sürülerek dipleri çapalanırdı. Sürme işlemi at ile kara sabanla yapılırdı. Bazı zamanlar bağların dip kökleri zarar görmemesi için insan gücü ile bellenirdi. Çünkü kökleri zarar gördüğü zaman bağ kütüğü kurur, bağ kütüğü veya iyi verim almak için bir bağ kökünün oluşması uzun zaman alıyordu. Bağlardaki üzümlerin toplanması veya bağ bozumları harman kalktıktan sonra Eylül-Ekim aylarında yapılırdı. Sonbahar (güz) döneminin en güzel hasatıydı. Harman kalkmış, samanlar samanlığa girmiş ve kış yaklaşmakta olup hazırlıklar pekmez yapımıyla başlamıştır.
 
Şimdilerde nasıl pat pat aracı hemen hemen her evde var ise o zamanlarda at arabası çoğu kişide vardı. Bazı kişilerde bunun yanı sıra motorları (Traktör) da vardı. Bunları olmayan kişilerin eşekleri olup tüm işlemlerinin eşekle görürlerdi. Bu tip her hasat döneminde at arabasına has tıngırtı (tıkırtı) sesleri dikilir kalırdı. Bu hasatları bağ bozumu, bostan bozumu, ay çiçeği kesimi, çapalar, ekim dönemleri ile normal harman zamanını başlıcaları olarak sayabiliriz. Bağlarda ki üzümler kararmış toplanma zamanı gelmiştir. Her bir kişi evlerinde olan kova ve kapları ile teşlileri arabalara koyarak, bağ bozumu için ovada yılan gibi kıvrılan toprak yoldan ilerlemeye er vakitte başladılar. Zamandan kazanmak ve sabahın bereketini almak için kay yerlerinde erkenden iş başı yapılır. Bazı kişiler ezan ile birlikte başlarlardı. Bağlara varıldığı zaman normal yenecek üzümler ile kış için kurutulacak üzüm salkımları ayrı toplanırdı. Salkımların irisi, temizi, tatlısı ve güzel olanlar ayrı toplanıp kova ve bakraçlar ile teşlilere konardı. Tabii ki önceden bağ yaprakları ve tiyekler önce hazırlanıp kapların alt ve yanlarına konar, kap dolunca da güneş ve tozdan etkilenmemesi için üzerine örtülürdü. Kalan diğer üzüm salkımları ise karışık toplanıp uygun kaplara veya arabalara olduğu gibi konurdu. Çünkü bu tip üzümler pekmez olacaktır.
 
Bağ bozumu bittikten sonra toplanan üzümler eve getirilir. Özenle toplanan salkımlar dama dökülerek kurumaya bırakılır. Bu arada yaş olarak yenecek üzümlerde ayrı kap içerisinde uygu odaya konur. Kurumaya bırakılan salkımlar zaman zaman karıştırılıp saplarından temizlenirdi. Uygun şekilde kuruyan üzümler kışın çerez gibi yenir veya hoşaf yapılarak içilirdi. Diğer üzümler ise tandır başında yıkanır ve teşli, hatıl, leğen ve tekne içerisinde çiğnenerek ezilir. Ezilen üzümlerin içerisinde ki sap ve çekirdekler ayıtlanır. Ezilip ve temizlenen üzümler şurup haline gelince, içerisine az bir şekil-de kendine has toprak katılarak, yanan tandır üzerindeki kazana dökülüp koyulaşıncaya kadar kaynatılır. Kaynayan üzüm şurubu zaman zaman savrularak karıştırılır. Koyulaştıktan sonra ayrı bir kapa süzülerek soğumaya bırakılırdı. Pekmezin kıvamının alıp almadığı kaynarken aşağı yukarı tahmin edilir. Soğuduktan sonrası da dikkate alınarak kıvamı tutturulur. Pekmez yapılırken komşular ile akrabalarda gelerek yardım eder, bir şenlik ve eğlence içerisinde sürerdi. Bu arada köyde olan bitenler ile diğer etkenlerde sohbet konusu yapılırdı.
 
Bağlar, çoğu zaman bel ile bellenirdi. Bel, genelde bahçeler ile bağ ve ağaç diplerinin karıştırılması, otlarının kırılması için kullanılır. Bellemek, çok ilkel bir şekilde tarla veya bahçenin sürülmesidir. Bel aleti bir tarım aleti olup küreğe benzer. Küreğin demir kısmının üçgen şekilde ve hafif içe bükük oluşudur. Birde demir kısmının hemen üzerinde ağaçtan veya demirden tek veya çift taraflı ayak basamağının olmasıdır. Ayağımızla bunun üzerine basılıp toprak içerisine iyi girmesi sağlanır. Tarla veya bahçenin bellenmesi veya çapalanmasından daha iyi şekilde sürülmesi işlemi kara sabanla olur. Saban at, eşek veya öküz ile çekilerek kullanılır. İnsanın da çektiği duyulmuştur. Saban, ağaçtan
olduğu gibi genelde demirden yapılır.Toprağı karıştıracak kısım üstünde, hayvanın çekeceği ve çekmesi için bağlanacağı kısım ile yönlendirecek kişinin el ile tutacağı yer olur. Hayvanları çekeceği kısım bölgesinde sürülme seviyesinin tespiti için küçük bir teker de vardı. Üzüm bağları veya bahçeler içerisinde olan asmalardan kış için yaprak toplanırdı. Gerekli kurutma veya tuzlama işleminden sonra sepetlere konarak muhafaza edilirdi. Tuzlanarak kurutulmuş olan bu yapraklar kışın sorma yapılır, düğünlerde veya özel yemeklerde sarılarak hoşafla yenilirdi.
 
Bizim şu anda yetiştirmek için uğraştığımız veya uğraşıyor göründüğümüz ve olmuyor diyerek dert yandığımız meyve,üzüm ve sebzeler yakın tarihte yaşamış veya yaşamakta olan akraba ve dedelerimizce yetiştirmiştir. Her türlü faaliyet ile ürünün olup olmayacağı veya yetiştirip yetiştiremeyeceğimizi önce kendi kendimize sorup daha sonra toprak, arazi ve iklime bahane bulsak daha doğru olur. Sırf falanca yapmış bizde yapalım veya kötü emsal ile bu tür faaliyetlere girişmemeliyiz. Başarının sırrı, öncelikle niyet ve ne yapacağını bilmekten geçer ve daha sonra kendine güvenle tamamlanır. Kendine güvendikten sonra yapacağım diyerek başlamak ve her türlü zorluğa göğüs gererek sonuca ulaşmaktır. Başarı, başaracağım diye başlayıp başardım diyebilenindir..
 
 
10.03.2009.
 
 
 
Rk site ekleme
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=