Karaadilli'ye Hoş Geldiniz
  Yaylalarimiz
 
 
   Doğal Hayat ile yaşamın içinden YAYLALARIMIZ:
 
Tarım ve Hayvancılık iç içedir. Tarım ve Hayvancılık ile geçimini sağlayan her köy ve kasabanın bir yaylağı veya yaylası vardır. Çoğu köyler yaylak yerleri için sürtüşmeler yaşar ve araları husumetli olur. Bizim yaylalar içinde zamanla kavga ve olaylar olup insanlar ölmüş, zorunlu göçlere sebeb olmuştur. Yaylalar ve geniş otlaklara sahip olan araziye her köy sahip olmak ister. Bambul için, o dönemlerde örende yaşayanlarla kavgaler, karacaören köyü ilede sürtüşmeler yaşanmıştır. Aynı şeklide gökdere yaylası içinde öbür taraftaki köylerle de sürtüşmeler yaşanmıştır.
 
Yaklaşık 30-35 yıl kadar önceleri, kasabamızda küçüklü büyüklü 60-70 civarınde koyun sürüsü vardı. Bu koyunlar Nisan ve Eylül ayları arasında yaylalarda kalırdı. Zamanla tarımda teknolojinin ilerlemesiyle yaylada kalma süresi kısalmıştır. Koyun mevcudu fazla olan sürü sahiplerinin sırf bu amaç için koyun köpekleri olurdu. Kuyrukları ile kulakları kısa kesik, boyunlarında özel yapılmış halkaları olan köpekler çok özellerdi. Koyun çobanı ile koordineli şekilde sürüyü canavar ve kurtlar ile hırsızlara karşı korurlardı.
 
1980 li yılların başlarına kadar gerek bambul yaylası ve gerekse gökdere yaylasında çok yaylak yeri kullanılırdı. Bambul da gökdereye oranla fazla yaylak yeri kurulurdu. Yaylaklar koyun miktarı ile maddi durumu iyi olan kişilerin adına göre oymak olur ve Badelerin, Çerkezlerin, Dülülerin, Ekizlerin yaylası gibi adlandırılır veya anılırdı. Koyun miktarı ile durumu iyi olan kişi, ya çoban tutar yada aile bireylerinden birisi çobanlık yapardı. Böyle olan iki kişi birleşir ve yanlarınada koyun mevcuduna göre 5-6 kişilik katımcı alarak bir yaylağa veya kendi yaylaklarından birine otururlardı (kurulur).Bir çoban koyunları diğer çobanda kuzularını güderdi. Hala yaylakların yeri bellidir. Yılların deneyimi ile yaylalarda lazım olacak belirli ihtiyaçlara göre kalıcı hazırlıklar yapılmıştır. Her bir yaylanın (yaylağın) koyun ve kuzu yatak yerleri olurdu. Buralar yer ve konum itibarıyla koyunlar için uygun yerler olacaktır.
 
Hava şartlarına göre Mayıs ayının başlarında yayla göçü yaylaklara götürülür. Bu işlemler bir sıra içerisinde yapılır. Çünkü eşekler komşulara verilirdi. Yaylaya çıkacak aile kendine belirli bir gün belirler ve eşekleri toplayarak bir gün önceden hazırlanılır. Yaylaya gidecek ve yaylada lazım olacak olan tüm malzemeler de hazırlanır. Sabah erkenden kalkılır ve malzemeler eşeklere yüklenerek hemen yola çıkılır. Bu malzemeler bir iki saatlik yoldan sonra indirilip yaylada kurulup kullanıma hazırlanacaktır. Göçler indirildikten sonra öncelik sırasına göre kurulur. Her aile yaylakta kendi ihtiyacını karşılayacak bireysel yerlere yerleşirdi. Çünkü yaylaktaki yayla ev-çadır yeri, ocak, sütlük, yağ çukuru gibi yerler mevcudu ve büyüklüğü değişiktir. Her yaylağın bir ana çeşmesi veya su kaynağı, ekmek tandırı, yakacak yeri, koyun seçme yeri, süt sağılacak ağılı, çamaşır yıkama yeri gibi özel yerleri vardı. Yayladaki çadır veya çelkeler de, normal bir iki insanın rahat bir şekilde uzun süre hayatını idame ettirebilecek türde her şey bulunurdu. Koyunlar her sabah koyun otlağından veya dağdan döndüğü zamanlar kuzulu (sağmalı)koyun ile yoz koyunlar seçildikten sonra, kuzulular sağılmak için ağıla yozlarda yatağa götürülürdü. Müteakiben sabah kahvaltılar yapılırdı. Çobanlar kimden veya kimin çobanı ise o çelkede yemeğini yer ve özel yerine giderek uyurdu. Çünkü gece koyun otlattı ve takip ettiği için gece hiç uyumamıştır.
 
Uygun zaman veya hafta da bir köyden bir kişi yaylaya gelirdi. Bu gelişler sabah erkenden olurdu. Amaç koyunlar yaylaya gelmeden çelkelere varmaktır. Aksi taktirde yol üzerinde veya dönen sürüdeki koyun köpeklerinden geçmek zor ve tehlileliydi. Bazı zamanlar köpekler sldırınca sahipleri yardımcı olurlardı. Bu şekilde yaylada bulunan kişilerin ihtiyaçları karşılanır. Aynı gün öğleden sonra dönerkende yaylada bulunan fazla malzemeler ile işlemi tamamlanmış eşyalar köye getirilirdi. Yaylak yerlerinde kişilerin koyun mevcuduna göre bir veya iki kişi kalınırdı. Bazı aileler ineklerini de götürerek az olan koyun sütüne inek sütlerini de katar veya arzide otlatırdı. Çobanlar bir sıra dahilinde haftada bir köye gelir giderlerdi. Kalan çoban koyun ile kuzuyu karıştırarak bir gün emişik otlatırdı. Çobanlar genelde perşembe günü köye dönerler, o gün evinde kalır ve şahsi temizliğini yapardı. Ertesi günü cuma namazını da kılarak yaylaya dönerlerdi.
 
Dağların yukarı kısımlarında olan yaylak yerlerine, değişik yerlerden eşekler ile ulaşılırdı. Çünkü ulaşım yerleri uygun değildi. Zamanla bu yollar düzeltilip genişletildikten sonra at arabası ve motorlarla gidilmeye başlamıştır. Gök dere yaylasına hasanlı bahçeleri ve bucağı ile kolak yolu istikametleri kullanılarak ulaşılırdı. Bambul yaylasına ise, Yukarı köy ile kızılkaya arkasından veya kürklü dere ile küçük aygır ovasından veya kız kapanı boğazının sol yamacı ile küçük aygır ovasından büyük aygır ovasına geçilir, Cici pınarından su içtikten sonra düve gediğini aşarak bambul örenine varılır. Müteakiben yaylakların özel patika yollarından gidilir. Ayrıca kız kapan bığazı geçildikten sonra sol taraftaki yol takiben örenede ulaşılır. Bu yolların bazı yerleri dar olup gidiş geliş yapan kişilerin karşımdan kimse gelmesede şurayı rahatlıkla gitsem diyerek hayıflandığıda olurdu.
 
Yaylalarda genelde kadınlar ve yanlarında köyde işi olmayan genç kızlar ile çocuklar kalırdı. Uygun ve boş zamanlarda yakın dağ yamaçlarına çıkılarak gelecek kış için tutturuk veya yakacak kazarlardı. Bunları yalangı, kalın ot kökleri, geven, tosili dikeni ile çalı dalları gibi değişik otlardan oluşurdu. Kazılıp hazırlanmasına müteakip kendilerine has bağlama ve yüklenme şekilleri ile sırtlarına alıp yayan yaylaklara getirirlerdi. Bunlar bir müddet bekledikten sonra ama kendileri ama köyden gelen kişi ile yine kendilerine has yükleme ve bağlama şekli ile eşeklere yüklenilip evlere götürülürdü. Eşeklere yüklenen bu gevenler öyle bir yüklenir ve dengesi sağlanırdı ki eşek yatmadığı veya bir yere çarpıp yıkılmadığı sürece kolay kolay devrilmez veya göçmevdi. Küçük bir çocuk bile bu yükleme veya yüklenmiş eşekleri evlere getirirdi. Bu arada aktaş, oyuklu, üçin, delikli kaya, öküz yatağı ve çarşak bölgelerindeki kekik ve ot çaylarının tat ve güzelliği hiç bir yerde olmaz herhalde.
 
Bambul yaylasının yüksek kesimlerinde zaman zaman göçer çadırları kısa süreli konaklardı. Bunların köpek ve develeri ile eşekleri dolaşır rahatsızlıklar verirdi. Zamanla bu yüzden sürtüşmeler dahi olurdu. Diğer taraftan senirkent yönünden at ve eşeklerle seyyar satıcılar gelirdi. Yaylada bulunan insanlar ile çocuklara çeşitli malzemeler satardı. İhtiyaçlarda genelde bu yönde olur ve bazan sipariş dahi alırlardı. Ortalama 15-20 günde bir dolaşırlardı. Bambul yaylaklarının olduğu civarda genelde üçin, delikli kaya, öküz yatağı ve ören yeri gibi yerler insanların hep merak bölgesi olmuştur. Çünkü buralar yeri ve genel özelliği ile değişik taş, eski cam ve küp kırıklarıyla dikkat çekerek cazibe yerleri olmuştur.
 
Haziran ayı içerisinde ve harman hasat işi tam kızışmadan yaylada bulunan koyunların kırkılma zamanıdır. Sürü sahipleri, katımcılarla anlaşarak belirli bir günde ve toplu halde yaylaya gidip kyunların kırkılması yapılırdı. Çelik ve büyük makaslarla koyunların uzamış olan yünleri kırkılır. Kırkılan yünler çuvallanıp evlere getirilirdi. Yapağının (Yünün) bir kısmı evlere ihtiyaçlar için ayrılır ve kalanıda uygun zaman satılırdı. Koyun kırkma işi iyi bir beceri ve ustalık isterdi. Kırkılırken yanlışlıkla kesilen koyunlar havanın sıcak olmasından dolayı kurtlanır veya hasta olurdu. Bu iş için gelen kişilere yaylada bulunan kişi tarafından güzel bir höşmerim yapılırdı. Yemekten sonra tatlı yerine ne güzel yenirdi. Dağların temiz havası, koyunların taze sütü ve sabahın ayazında kendini bulan sede (sade) yağı, tuluk peyniri, çökelek ve teneke (salamur) peynirlerinin yerini veya özelliğinde bir malzeme her halde yapılamaz.
 
Çok istenen ve doğa ile iç içe yaşamsal faaliyetlerin yapıldığı, dağ ve doğa ile yayla turizmi için emek ve para harcandığı, herkesimin iç çekerek otantik yaşam alanlarının yapıldığı şu zamanları sanki o dönemlerde gerek geçim kaynağı ve gerekse bizzat yaşayarak yapıldığı unutulmamalıdır. Bu tür etkinlikler veya faaliyetlerin unutulmaya yüz tutması, aslında hem kendimize ve hemde bölgemize biraz haksızlık yapmış olmadıkmı veya olmuyormuyuz. Diğer taraftan, zamanın şartları ile teknolojinin gerekleri itibarıyla mecbur kalmışız dersem de, sanki haksızlık yapmamış olur gibiyim..................
 
 
 
Rk site ekleme
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=